Kayıtlar

Nisan, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yamyam/Pablo Palacio

Resim
Çeviri: Neslihan Mimaroğlu  İşte orada, hapishanede, büyük, salınan kafasını parmaklıkların arasından çıkarıyor yamyam. Herkes onu tanıyor. İnsanlar yamyamı görmek için sardalya gibi bir araya toplanıyorlar. "Onun bugün ve çağda bir mucize olduğunu söylüyorlar. Ona karşı güvensizler. En azından bıçaklarla donanmış üç kişilik gruplar halinde giderler ve koca kafasını gördüklerinde yanaklarında hayali bir ısırık hissetmişçesine ürperirler ve tüyleri diken diken olur. Daha sonra ondan korkularını kaybederler, en cesurları bile onu kışkırtacak kadar ileri giderek parmaklıkların arasından titreyen bir parmağı bir anlığına sokar. Aynen böyle, tekrar tekrar, gagalayan kafesli bir kuşun yaptığı gibi. Ama yamyam sakin kalır, boş gözlerini diker. Bazıları onun mükemmel bir aptal olduğuna inanıyor; bunun sadece bir çılgınlık anı olduğuna. Ama onları dinlemeyin, yamyamın önünde çok dikkatli olun: meraklı bir yoldan geçene saldırmak ve     burnunu tek bir ısırıkla çıkarmak için u...

Sürrealizm ve İşçi Sınıfının Kurtuluşu/Claude Cahun

Resim
Çeviri: Burak Bayülgen  Fransa ve muhtemelen Avrupa'nın geri kalanı için, dada'nın başlattığı ve şu anda sürrealizmin sürdürdüğü deney, tartışmasız şiirdeki en devrimci deney olduğunu ıspatlamıştır. [Sürrealizmin] genel eğilimi, yüzyıllar boyunca resim, heykel, yazı vb. alanlarda sadece ideolojik değil, ekonomik sömürüye de yol açan sanata dair pek çok kanıyı yıkmak olmuştur. Örneğin, Max Ernst'in frotajları, diğer şeylerle birlikte, sanat eleştirmenlerinin ve uzmanlarının uzun zamandır savunduğu, genelde mükemmel teknik, kişisel dokunuş ve sanatçının kullandığı malzemelerin kalıcılığına dayanan değer ölçeklerini bilfiil altüst etmiştir. Bu nedenle dadaist-sürrealist deney, işçi sınıfının kurtuluşuna hizmet edebilir ve etmelidir. Ne zaman ki proletarya kapitalist kültürü sürdüren mitlerin gerçek anlamının farkına varacak, hatta bu efsaneleri yok edip bu kültürü devrimcileştirecek, ancak o zaman işçi erkekler ve kadınlar bir sınıf olarak kendini geliştirmeye başlayacaklardır...

Bedenselleşmiş Kelime/Alejandra Pizarnik

Resim
Çeviri: Tibet Şahin  En rezil büyülü hilelerle parçası olmak istemediğim bu dünyada doğmama sebep oldukları için ve benzer hilelerle bu dünyadan ayrılmak adına dünyaya bir delik açmama engel oldukları için suçluyorum bu çağın erkeklerini. Yaşamak için şiire ihtiyacım var ve etrafımda şiiri görmek istiyorum. Olduğum şairin kendi şiirini doğal halinde gerçekleştirmek istediği için akıl hastanesine kapatılması olgusunu kabul etmiyorum.                   Antonin Artaud, Rodez’den Mektuplar Hölderlin’in “şiir tehlikeli bir oyundur” iddiası, kendi gerçek muadilini bazı ünlü fedakârlıklarda bu: Baudelaire’in acısı, Nerval’ın intiharı, Rimbaud’nun erişkin olmayan sessizliği, Lautréamont’un gizemli ve uçucu mevcudiyeti, Artaud’nun hayatı ve eserleri… Bu ve bunun gibi çok az başka bazı şairler, toplumun şiir ve yaşam arasında dayattığı mesafeyi yok etmeye çalışmalarıyla birbirilerine bağlanırlar.  Artaud halen daha hiçbir üniversite müfredatı...

Antonin Artaud Üstüne/Susan Sontag

Resim
Çeviri: Tibet Şahin  "Artaud’nun entelektüel ıstırabını betimlemek için kullandığı metaforlar zihni ya kişinin net bir şekilde mülkiyetinde olamadığı (ya da tapusunu kaybettiği) ya da uzlaşmasız, kaçkın, dengesiz ve sapkınca değişken bir fiziksel öz olarak ele alır. 1921 kadar erken bir tarihte, kendisi daha 25 yaşındayken, kendi sorununu zihnini hiçbir zaman “bütünüyle” yönetememesi olarak ifade eder. 1920’li yıllar boyunca, fikirlerinin kendisini “terketmesinin”, fikirlerini “keşfedememesinin”, zihnine “ulaşamamanın”, kelimelerini anlama yetisini “yitirmesinin” ve düşüncelerin biçimlerini “unutmasının” yasını tutar. Daha doğrudan metaforlarda, fikirlerinin kronik “aşınmasına”, düşüncesinin ayakları altında ufalanmasına ya da sızıp kaçmasına öfkelenir; zihnini kesik kesik çatlamış, bozulan, taşlaşan, sıvılaşan, pıhtılaşan, boş, geçirgen olmayan bir yoğunlukta olarak tanımlar: kelimeler çürür. Artaud, kendi “ben”inin düşünüp düşünmediğine dair bir şüphe altında değil, kendi düşünc...

Arabesk ve Diyalektik/Tibet Şahin

Resim
Beklediğimiz tonal kıvrılmanın hemencecikmişçesine bir an sonraki öngörüsü, damardan giren, hep alt kolumuzdan akan kan olaraktan. En çok iğne nereye yapılmışsa, damar nerede yollanmışsa oradan gelen. Damar, vücudu kaplayıp dolayımlar ve kanallar görevini yerine getiren değil, sınırlayan ağları değil bedenin; bizi hayatta tutan hâl değişimlerinin doyumu değil. Damar iğnenin girdiği açıklıkta ve içeri giren bir şeyler, damar iğneyle bir arada duran ve tüm iğnelerin anısı hissedilmekte, bu açıklıkta arzumuz, d’nin doluluğunun başka türlüsü damara vuran. Küçücük, milimilim bir açıklık, hiçbir abartının sığıp da geçemeyeceği. Drama abartının geri çekilmesiyle ortaya çıkar, ki abartı, dramayı bilmeyenin koyduğu bir addır. Katılaşmış nesnenin öteye taşınması, pıhtılaşan şeyin bir yerden tutulup çekilmesi, bir genişleme, yalnızca bir çıkışın önü kalır pıhtılaşan şey için. Bu sebeple metanomiden bahsedeceğim; içimize aldıklarımız kendi tenimizin çeperlerimizde ürettiklerimiz değil; etten ve ka...

İsyan Edin!

Resim
Sınıf bizi çağırıyor. Bugündür sınıf mücadelesinin meydana döküleceği an! Şehirler isyan edin! Öğrenciler isyan edin! Yoksullar isyan edin! Ezilenler isyan edin! Bugün Doruk Madencilik yarın başka bir kapitalist düşman bizi yok edecek. Açlık var! Onur var! Yeraltından yeryüzüne isyan eden madencilerin feryadı bizdir. İsyan edin! İsyan edin! İsyan edin!  #HakkımıVerDorukMadencilik

Rodez'den Mektuplar (1)/Antonin Artaud

Resim
Almancadan çeviren: Tibet Şahin  Rodez, 22 Kasım 1945 Sevgili dostum , Jabberwocky’yi çevirmedim . Metinden bir fragmanı çevirmeyi denerken canım sıkıldı. Bu şiiri bugüne kadar hiç sevmemiştim, bana halen daha sanatlaştırılmış bir çocuksuluk gibi geliyor; ben öne atılan şiirleri seviyorum, aranan dilleri değil. Okurken veya yazarken ruhumun nasıl gerildiğini hissetmek istiyorum, aynı Baudelaire’in “Aaas”ı, “Şehit”i ve “Kythera’ya yolculuk”u gibi. Yüzeysel şiir ve dilleri sevmiyorum, mutlu saatleri, zekânın zaferini içime çekmeyi sevmiyorum, bu zekâ kıç deliğinin üstüne dayansa da, ona bir kalp ve ruh bahşetmeden. Kıç deliği hep korkunçluk demektir, ve bir insanın kendisini parçalamadan dışkısını kaybetmesine izin vermiyorum, ve ruhunu kaybetmeden, ve Jabberwocky’de bir ruh yoktur. Edgar Poe ve Baudelaire gibi ruhun tetanozu olmayan veya ruhun tetanozundan gelmeyen hiçbir şey hakiki değildir ve şiir sayılamaz. Jabberwocky bir hadımın, bir tür hibrid erdişinin eseridir, içinden yazıl...

Sade-Pasolini/Roland Barthes

Resim
 "SALÒ faşistleri memnun etmez. Zaten bazılarımız da Sade’ı oldukça değerli bir miras olarak kabul ettiği için “Sade’ın faşizmle ne alakası var?” diye sorarız. Nitekim, arda kalan faşist ve Sadecı olmayanlar ise Sade’ı sıkıcı bulmak gibi katı ve kolay bir düstur edinmişlerdir. Bu yüzden de Pasolini’nin filmine kimse riayet etmez. Yine de, film alenen bizi bir yerlerden yakalar. Peki nereden?" Sade-Pasolini/Roland Barthes Barbar Okumalar, Mart 2026  Yayına Hazırlayan: Barbarları Beklerken Sanat Kolektifi  Editör: Dolunay Aker  Çeviri: Burak Bayülgen  Kapak Tasarım: Kübra Türkiliş iletişim: barbarlaribeklerken@gmail.com web: yeniolaniyap.blogspot.com https://www.nadirkitap.com/sade-pasolini-booklet-roland-barthes-kitap46376700.html?utm_source

Barbarları Beklerken'in yeni sayısından otonom bir seçki: Dil ve Dinamit Kardeştir!

Resim
Büyük Edebiyat'la bir sorunumuz var. Büyük Edebiyat'ı tanımıyoruz. Biz yerliler arasında dolaşan, o barbar'ın edebiyatını tanıyoruz.  Büyük Edebiyat; klasörler arasına gizlenmiş, şairleri yazarları izleyen büyük edebiyat, kutsal saydığı her şeyin etrafında ödüller dağıtan, sermaye ağlarını kontrol eden, iktidarın kan kardeşi büyük edebiyat, bizim düşmanımızdır. Elbette ki ona da Brecht'ten mülhem iyi bir düşmana davrandığımız gibi davranacağız. Güzel ve iyi tüfeklerle. Büyük Edebiyat'ın bir de küçük öykücüleri vardır. Klonlanmış, kopyalamaya teşne, gerçekle asla yüzleşmeyi göze alamayan, sabahtan akşama kadar muhalif sözcükleri arka arkaya sıralayıp fakat tek bir gerçek cümleye yenilen küçük öykücüler gerçek bir itirazla karşılaştıklarında tabii ki Büyük Edebiyat'a sarılacaklardır. Büyük Edebiyat'ın vitrinlerinde Cortazar, Borges, Perec vb. isimleri görebilirsiniz. Gerçek şu ki onlar gerçekten bir vitrine ihtiyaç duymadan büyük olmayı başarabilmiş gerçek dos...

Sinemanın Durumu/Samimi Bir Dilin Yansımaları-Claudio Pazienza

Resim
Çeviri: Burak Bayülgen  Şairler haykırdığı zaman bir şeylerin ters gittiğini bilirim. Ve zaten bir şeyler ters gidiyor. - Jonas Mekas 1. Aşık olduğumda dilim bir zambağın yaprakları kadar hassaslaşır. Köşeye kıstırıldığında, dilim -dilimiz- tutulur, şiirsel coşkusunu, cazibesini yitirir. Tüm diller değişime, tarihin sarsıntılarına tabidir. Bazı diller bizi sıkıca, tıpkı bir deli gömleği gibi sarar. Bazıları bizi yüceltir. Tüm diller doğası gereği düşünceyi aktarır. Sözcüklerimiz, düşünme biçimlerimiz biz farkına varmadan elimizden alınır. Tıpkı radikallik sözcüğü gibi. Bir şairin ya da yönetmenin radikalliği gibi. Dil bir sismograftır, zamanın, zamanımızın ruhunu ölçer. Şairler ifade biçimlerinden ötürü zamanın dışında mıdırlar? Yoksa zamanla, kendi zamanlarıyla çevrili olduklarından ötürü mü bu denli bozguncudurlar?  “Şiir nedir?” sorusuna deneme yazarı ve şair Annie Le Brun basit ve şaşırtıcı bir şekilde “şiir bir varoluş biçimidir” diye yanıt verir. Orada olmaktır. Dik du...

Guy Debord'un Öğretileri/Vincent Kaufmann

Resim
Çeviri: Kader  Guy Debord’un entelektüel mirası nedir? Burada gerçekten bir mirastan söz edilebilir mi? Bu soru, Debord’un da birçoklarının olduğu gibi akademik müfredatların parçası hâline gelen bir Fransız entelektüeli haline geldiğini ima etmeye eğilimlidir; veyahut onun, incelikli kavramlarla dolu bir düşünsel külliyat ortaya koyarak saygıdeğer yorumlara konu olmayı hak eden bir yazar olarak kendini kabul ettirdiğine işaret eder. Oysa birçok nedenden ötürü, durum pek de böyle değildir. Debord’u —hangi “entelektüel” modeli ölçüt alınırsa alınsın— bir Fransız entelektüeli olarak görmek pek mümkün değildir. Dolayısıyla yanıt, aslında Debord’un hiçbir miras bırakmadığıyla ilgili olabilir. En azından Debord, tanınmış entelektüellerin çoğu gibi davranmamıştır: ne “entelektüel çevre”nin bir parçası olmaya çalışmış, ne de sözde eşitleri tarafından tanınma peşinde olmuştur. Onlar hakkında sessiz kalmış, neredeyse istisnasız bir şekilde onları küçümsemiş, Sartre’dan ise olabildiğince açı...