Kayıtlar

Perşembe Babası/Kerim Atay

Resim
elinde kalemle uykuya dalıyorsun, diri diri yakıyorsun rüyanı ismin güç seçiliyor aceleye gelmiş bir dövizin üzerinde  taşıyansa tekinsiz motelleri, yemek tariflerini,  kuyruğu kesik kedileri ve simyayı seven,  o sabah ne kadar beğenilirse o kadar akışkan bir ihtiyar,  öğlen o, ikindi onlar, akşam çoğulluğuna baş kaldıran sözleşmeli er,  gece seviştiği her rütbeliyi şafakta ters kelepçeyle hafızasına atıyor. rutubetçil sayrılıklarla sıkı fıkı   havaların bayağıdır mevsim normallerinin üstünde seyretmesini nedense  pek umursamıyor ağzı mühürlü mağaralara benziyor,  kundaklanan bir şiirde kaybetmiş ilhamını gözleri yosun yerine kan tutan bir resif gibi rasgele bir cezirde boğulmak üzere ve sol dizinde  doksanların ortasından beri bir şarapnel dansediyor. ☠☠☠  Barbarları Beklerken Sanat Kolektifi desteğini bekliyor!

Geldim/Barbar Kenan

Resim
Merhaba sevgili okur. BB'nin bu sayısından itibaren ben de yazacağım. Yazarlığın taşra-merkez geriliminden çıkan kimi dedikoduları, temelli/temelsiz söylentileri, desteksiz atacağım. Desteksiz derken düsturum, "ateş olmayan yerden duman çıkmaz" sözü olacak. Kendimi tanıtayım hemen. Ufak tefek yayınevlerinden üç beş kitap çıkarmış, tembellik yapmasam kalemimden kan damlatırım zanneden bir yazarlık heveslisiyim. “Yazmayı kendim için yapıyorum”, “yazmasam çıldırırım” gibi havalı cümleleri bilirim. “Bunu yazmazsam insanlık ne kaybeder” sözünden tembelliğimi beslediğim oluyor. “Tembellik Hakkı”nı da çok zaman önce okumuşluğum vardır. Çok sevgili eşim de bir yazar. Evde bu durum zaman zaman sorun oluyor. Ben bir oturuşta yazarım. O ise biraz "zamanlı" yazar. Geçenlerde oturdum bir şeyler yazacağım. Eşim elinde tanımlayamadığım bir plastik sepetle başımda bitti: "Yazdıklarını sağa sola dağıtma, buna koy." Sepeti ekmek sepeti olarak tanımlamak bana iyi geldi. ...

İç Savaş-Katerina Gogou

Resim
Çeviri: Burak Bayülgen  Yunan anarşist şair Katerina Gogou (1940-1993) 1946-49 yılları arasında süren Yunan İç Savaşı sırasında bir çocuktu. Savaş sürecindeki çocukluk anıları ölümünden sonra, tamamlanmamış şiirsel otobiyografisi My Name is Odyssey’de yayınlandı. Savaş monarşi yanlıları tarafından Çete Savaşı olarak adlandırıldı. “Çete savaşı” Aaaaaaaaa! Bu bir çete savaşı. Yuuuuunanlar koca şapkalı, bilirim, ona kep derler. Geniş, koooocaman, uzun paltolar ve kabanlar, ceplerinde silahlar, belki içinde daha da fazlası. Elleri ceplerinde diğer Yunanları vurdular ve hızlıca uzaklaştılar, sanki aceleleri vardı ya da birisi tarafından kovalanıyorlardı. İstedim -izin vermediler, öyle dediler- dışarı çıkmayı. Dışarıda olmayı. Orayı istedim. “Yasak” olanı. Köşemizde, Lambrou Katsoni ve Boukouvalla, öbek öbek yenmiş kediler ve açlıktan ölmüş cesetler -onlara çöp derler- aileler ve çocuklar. Camdan bakınca görüyorum, bir kurşun sol el avucuma isabet ediyor, kan ve çöp soluklanıyor. Annem m...

ENDEKS YANİ ÖLÜ CEREYANdan Bir Kes’it/İlhami Batı

Resim
Bir şey desek akşama kadar bekler, bir şey demesek üç gün bekler.  Sen hiç zamanın kendini andığını gördün mü? Tarihle gelemezsin bana. Çünkü samimi bulamam. Bu da böyle bir zamandı işte. Kaldık. Kaldığımızla kaldık. Taşıyamadı evet zaman bizi. Evet. Bazen zaman taşıyamaz bazı insanları. Bu da belki yüzyılda bir gerçekleşir. Boynundan öpülmüş hissiyatı verse de bir işe yaramaz. Yarasa da artık özne ettir. Sonrasında ise toprak. Evet. Zaman et toprakları taşıyamaz. Muhammed Dayı da işte böyle bir et topraktı. Kuşları(güvercin) ve içine süt karıştırıp içtiği kolonyasıyla kendini taşıyamadığı zamana meydan okuyordu. Ve tabii ki de Allah’a. En çok kullandığı cümleydi: orasını karıştırma. Çok şey anlattı. Çok şey ağladı. En çok da vergisini verip soda şişesini açtığı kapı menteşesini tutardı bir avucunda. Diğer avucunda ise kızlarının fotoğrafı asılıydı. Tek pişmanlığı suluculuğuydu. Kubar basıp satan karısı ve kayınpederi gibi kurucu olsaydım keşke ben de derdi. Ama yaş yetmiş iş bitmi...

Şiir ve/veya Devrim Üzerine Tezler-Tim Kreiner ve Jasper Bernes

Resim
Çeviri: Burak Bayülgen  1.Şiir Şiir ile devrim arasındaki kötü aşk hikâyesi genellikle bir zaman, zamanlama sorunu, bir zaman bolluğu ya da kıtlığı şeklinde gerçekleşir. Şiir, son kertede bir zaman kargaşası, “ilk” ve “son”, “eğer” ve “öyleyse” gibi tüm süslü imleçlerin reddi olduğu için, devrime ya çok geç ya da çok önce ulaşır, belki de her ikisidir. Şiir ya “henüz gerçekleşmemiş bir eylemin ilk yankısı”dır ya da “önemini kimsenin kavrayamadığı nihai bir şok dalgasıdır”. Ya sadece devrimde ölenlerin yararına bir mutluluk vaadidir ya da ondan yararlanabilecek olanların hepsi hapsedildikten, yaralandıkten, hatta ezildikten çok sonra tarihin gerçeğinin tescil edilmesidir. Bu anlamda şiir daima geç ya da erken gelen isyanın gerçeğini bahşeder, kendi cenazesini kaldırmak zorunda kalır ya da talihsiz direnişçilerine umutsuzca silahlara sarılmalarını emreder. Bu nedenle, uzun vadede şiir iki misli üzücü bir nesnedir; geç kalana geç kalır, erken gelene erken gelir. 2.Şair Ne yazık ki şai...

Şairin İdeolojik Sefaleti (2)

Resim
Barbarları Beklerken: Hem devletin resmî ideolojisini sahiplenip hem de Kaypakkaya anılabilir mi? Şiir, şair ve politik merhale açısından şairlerin ideolojik sefaleti hakkında ne düşünüyorsun? Soruyu biraz daha genişletelim. Hem Sinan Cemgil'i anıp hem de 23 Nisan güzellemesi yapılabilir mi? Ayrıca sol gelenek içinde kendini gösterip ama sağ tandanslı dergilerle, yayınevleri ve devlet ricalı almış yayınlarla ilişki kuran ve onların işbirlikçisi oportünist şairler hakkında fikrin nedir? Onur Akyıl: Bunu cevaplamak için öncelikli gereken şey öfkemizi geriye çekmek, çünkü şair nasıl davranmalı, neye taraf olmalı meselesinde söyleyeceklerimiz nihayetinde bizim bakışımız; doğruluğu, gerçekliği hatta hakikate evrilen sürekliliği bizim açımızdan tartışma götürmese de başkaları için anlamsızlıkla rahatlıkla buluşabilir. Böyle olduğunda da ister istemez yargılarımız boşa düşer. Gelelim Kaypakkaya’ya; Kaypakkaya bilindiği üzere dönem gençliği içinde ortaya koyduğu tahlillerle çelişkiden mümk...

Gündelik Yaşamın Yaratımı Üzerine Deneyler Yapmak/Anthony Hayes

Resim
Çeviri: Kadife  Aşağıdaki denemeyi Suddenly Curving Space Time: Australian Experimental Poetry 1995–2015[1] başlıklı derleme için kaleme aldım. Bu metinde, belki fazlasıyla kısa ve sert bir biçimde, 20. yüzyılda avangard ve deneysel sanatın radikal seyrini, günümüzde “avangard” ve “deneysel” olarak pazarlanan ama aslında sanat piyasalarının ve kafeterya muhabbetlerinin sinik ortamına eklemlenmiş şeylere karşı kabaca özetlemeye çalıştım. Bugün aynı metni yazacak olsam, ilk dönem sürrealistlere karşı daha bağışlayıcı bir tutum takınırdım. Guy Debord’un, özellikle de André Breton’un bilinçdışı arzunun irrasyonelliğini insan yaratıcılığının gerçek kaynağı olarak fetişleştirmesine yönelik eleştirisine[2] katılmakla birlikte, yine de sürrealistlerin—özellikle de Breton’un—sürrealist deneyin sürekliliğini, yani bilinç biçimlerine ve gündelik pratiklere ilişkin araştırmayı, kolayca metalaştırılabilecek sanat nesnelerine (özellikle günümüzde “sürrealizm” ile özdeşleşmiş resimsel stillere) i...