Kayıtlar

Sinemanın Durumu/Samimi Bir Dilin Yansımaları-Claudio Pazienza

Resim
Çeviri: Burak Bayülgen  Şairler haykırdığı zaman bir şeylerin ters gittiğini bilirim. Ve zaten bir şeyler ters gidiyor. - Jonas Mekas 1. Aşık olduğumda dilim bir zambağın yaprakları kadar hassaslaşır. Köşeye kıstırıldığında, dilim -dilimiz- tutulur, şiirsel coşkusunu, cazibesini yitirir. Tüm diller değişime, tarihin sarsıntılarına tabidir. Bazı diller bizi sıkıca, tıpkı bir deli gömleği gibi sarar. Bazıları bizi yüceltir. Tüm diller doğası gereği düşünceyi aktarır. Sözcüklerimiz, düşünme biçimlerimiz biz farkına varmadan elimizden alınır. Tıpkı radikallik sözcüğü gibi. Bir şairin ya da yönetmenin radikalliği gibi. Dil bir sismograftır, zamanın, zamanımızın ruhunu ölçer. Şairler ifade biçimlerinden ötürü zamanın dışında mıdırlar? Yoksa zamanla, kendi zamanlarıyla çevrili olduklarından ötürü mü bu denli bozguncudurlar?  “Şiir nedir?” sorusuna deneme yazarı ve şair Annie Le Brun basit ve şaşırtıcı bir şekilde “şiir bir varoluş biçimidir” diye yanıt verir. Orada olmaktır. Dik du...

Guy Debord'un Öğretileri/Vincent Kaufmann

Resim
Çeviri: Kader  Guy Debord’un entelektüel mirası nedir? Burada gerçekten bir mirastan söz edilebilir mi? Bu soru, Debord’un da birçoklarının olduğu gibi akademik müfredatların parçası hâline gelen bir Fransız entelektüeli haline geldiğini ima etmeye eğilimlidir; veyahut onun, incelikli kavramlarla dolu bir düşünsel külliyat ortaya koyarak saygıdeğer yorumlara konu olmayı hak eden bir yazar olarak kendini kabul ettirdiğine işaret eder. Oysa birçok nedenden ötürü, durum pek de böyle değildir. Debord’u —hangi “entelektüel” modeli ölçüt alınırsa alınsın— bir Fransız entelektüeli olarak görmek pek mümkün değildir. Dolayısıyla yanıt, aslında Debord’un hiçbir miras bırakmadığıyla ilgili olabilir. En azından Debord, tanınmış entelektüellerin çoğu gibi davranmamıştır: ne “entelektüel çevre”nin bir parçası olmaya çalışmış, ne de sözde eşitleri tarafından tanınma peşinde olmuştur. Onlar hakkında sessiz kalmış, neredeyse istisnasız bir şekilde onları küçümsemiş, Sartre’dan ise olabildiğince açı...

Mayakovsky/Frank O'hara

Resim
Çeviri: Tahsin Aladağ  1 Kalbim çarpıyor! Dikiliyorum küvette ağlayarak. Anne, anne kimim ben? Eğer o bir kere geri gelirse ve beni yüzümden öperse pürüzlü saçı okşarsa şakağımı, zonkluyor! o zaman giyebilirim elbiselerimi Sanırım, ve yürüyebilirim sokakları. 2 Seni seviyorum. Seni seviyorum, ama dizelerime dönüyorum  ve kapanıyor kalbim bir yumruk gibi. Kelimeler! Hasta olun benim hasta olduğum gibi, bayılın devirin gözlerinizi, bir havuz ve dikeceğim gözlerimi yaralı güzelliğime ki o en iyi ihtimalle bir yetenektir  şiir için. Memnun edemez, büyüleyemez veya kazanamaz nasıl şair! ve berrak su kalın kafasında kanlı darbelerle. Kucaklıyorum bir bulutu, ama süzüldüğümde yağmur yağdı. 3 Komik bu! göğsümde kan var ah evet, tuğlalar taşıyordum kopmak için ne garip yer! ve şimdi yağmur yağıyor tuba ağacına ben çıkarken pencere pervazına altımdaki raylar isli ve koşmak tutkusuyla ışıltıyor atlıyorum yapraklara, deniz gibi yeşil 4 Şimdi sessizce bekliyorum kişiliğimin felaketini...

Köprüleri ve Tünelleri Kapatanlara Od/Sam Sax

Resim
öğret bize devinim olabileceğini durağanlıkta. trafiğin her kırık hecesinde siz acı çekerken hepimiz rahatsız olacağız diyen bir müfredat- bırakın her zamanki gibi damıtalım işleri ışık yiyen bir ağacın hızına  kadar. her zamanki gibi, işler inşa edilmiştir  yük trenlerinden ve savaş gemilerinden “yalnızca kahve” olduğunda bile bu köprüler yalnızca yaşayanları bağlamalı, ki yaşayanlar döndüğünde  tekrar ölüme tapmaya plastiklerin ve kırmızı etlerin  risk sermayesinin galalarına teslimatını  yavaşlatma vaktidir. tanrılarımızı reddetmenin eğer onlar bize öğreten tanrılar değilse topraktan gelen her her şeyin  ona kutlu geri döndüğünü- bildiğim en kutsal kelime hayır. paranın bitimsiz boğazı için daha fazla paraya hayır. sonsuz acıya  izin veren tasımlara hayır artık. hayır artık. ve sekizinci gününde  işgalle dövüşen insanları temsil etmesi  gereken bir bayramın öğretmenlerim bir damla yağı bir haftalık  ışığa esneten öğretmenlerim  k...

Barbar Okumalar, Palimpsesttir!

Resim
Şairleri şairlere, yazarları yazarlara anlatmayacağız. Barbar Okumalar, edebiyat kamusuna seslenmiyor. Edebiyat kamusunun lağım çukurundan kurtulmak isteyen, nöbetteki huzursuzluğa davet ediyor. Valéry'nin özlü ifadesinde söylediği gibi: "Sadece bizim için değer taşıyan bir şeyin (edebiyat şairlerini kastederek) değeri yoktur. Edebiyatın yasası budur."  Barbar Okumalar, palimpsesttir! Kazımadan içinde ne olduğunu bilemezsiniz.  Tanışmak, takip etmek, tartışmak ve o tepede yalnız başına beklemek yerine birlikte yeni bir ateş yakmak için, militan bir poetika oluşturmak için, birileri uyurken fakat uykuda bile hain olanlara karşı uyanık olmak, uyandırmak için güzel öfkenin ardında birikenleri paylaşmaya çalışıyoruz.  Neden mi?  Birinin beklemesi gerek! BB Palimpsest Ritim-Hiç-Hayat (Neandertal Kapitalizm Üzerine Notlar)/Zafer Aracagök Başkasının Annesi/Özgür Balaban La Minim/Ferit Sürmeli Nil Kanonu/Burak Bayülgen Kol Yen Dük/Dolunay Aker Avangard ve Sanat/Hazırla...

Beril, Korindon, Granat, Yeşim, Lazurit, Opal, Spinel, Turmalin, Zirkon, Mukus Çiçeği/Eren Burhan

Resim
Rana için Kozmogonisi elinden alınmış  Bir yapı taşı , püre toprak boynunda akordiyon  Senkronizasyonu elinden alınmış  Yere bırakılmış  Başının üstünde bir sinek dolaşıyor  Ağzı açık , gözleri bön  Dünyası elinden alınmış  Kedere ve yasa,  Değerli damarı çatlatıp, komik ilik halkasını  liflere ve kas salıncağına  Aşka ve ah aptala  Boğuluyor kedere ve yasa  Yerde öylece oturup  Beklemenin de beklemek olduğunu görmekle  Yetiniyor yumduğu o bön gözlere  Kozmogonisi elinden alınmış,  kötü olan her şeyi haketti çünkü o  Kötülük kötülüğün mukus çiçeği  Kötülüğün kötü mukus çiçeği  Mukus çiçeğini kokladı ağlerken  Kötülüğün harikulade mukus çiçeği 

Cadılar Bayramı/Marie A. Lawson

Resim
Çeviren: Burak Bayülgen NENE, demin bir cadı geçti, Bir değil, iki, üç hatta! Etekler hışır hışır-” “Onlar güz yaprağı gökteki, Ve esen rüzgar ağaçta.” “Nene, süpürgeye bindiler, Kapkaraydı şapkaları, Tokalar parıl parıl-” “Sade sokaktaki gölgeler, Bir yıldız parıltısı.” “Nene, ökçeleri al aldı, Koyun gibiydi kedileri, Dedi ki yarasa baykuşa-” “Yoksa sen hala yatmadın mı?, Uyku saatin çoktan geçti.” “Nene, yeşil adamlar gördüm,  Kankırmızısıydı gözleri, Kafa balkabağından-” “Madem ki anlattın ne gördün. Artık yatma zamanı.” Nene? “Söyle” “İnanmadın mı?” “Neye?” “Gördüklerime, Cadılar Bayramı bu gece.”