Kayıtlar

Kullanım Değeri/Dolunay Aker

Resim
Tanıdık cemaatleri eve gönderdim  Maksat cici bu ev  ev hayatım ev  iç içeyiz  iç içe ev  Hayır bildiğin şeyleri  mesela o mutfak defteri  anamsın babamsın  her şey her şey  biraz biraz cici  kullanım değeri  nedense devlet beni tekmeliyor  kullanım değeri  nedense anamdan öğrendiklerim karşıma çıkıyor  kullanım değeri nedense en samimi arkadaşım beni satıyor  kullanım değeri  nedense beni bir kenara atıyoruz  lirikmiş bu cemaat  el sıkışmak olmazmış  abdest bozarmış  Şiir sikermiş sonra bizi  Çok şiirsel sikermiş  kullanıldığı yerde  trier bir kullanım değeri  al sen bunu al bu değeri  küpe et küpelerin değeri

Kim Kurtaracak Yekta’yı?/Tahsin Aladağ

Resim
  İğdiş edilecek bir şeyler arıyor Yekta. Erkekliğini yitirerek gölgelerin altında, çalar saatlerin altında – Biliyorsun ben oradaydım-ışığın ve gölgenin başladığı yerde   sen oradaydın ılıman iklimlerin bittiği ekinoks günlerinde işte yekta da oradaydı   çorak gözlerin bir geri gelişi beklediği günlerde iyi oyulmuş çocuklar, iyi köklere tutunmuş kanlarıyla iyi ölümlere gittiler İstefa’dan çıkıp   yola Pergamon’dan çıkıp Halep’ten- biz hiç dağlarda dönence bayramları kutlamadık ki Yekta   Bu yüzdendir ki sen ve ben yekta, ben ve o, -o sen ve ben Yekta ama hayır bizim Yekta, hiç olmadı ama hayır yok                       bir İthaka’m olmadı hiç                              ...

Mutatis Mutandis/Onur Akyıl

Resim
tek arzusu ölmek olan bir fil. ilerliyor düşünmek arasında insanların. eşyalar kırgın, pencere önüne sığmıyor yaz. tanrım kurtar beni şiir yazmaktan, özlüyor olmaktan mektupların bitişini. ben hiç anlamadım yaşananın geçmiş olduğunu. yalnız sürdüğünü geçmişin.   artık şanlı kavga bankaların, uçağıyla övünenlerin, makyajlıların, sevişenlerin. katil katil gelişiyor evren. gözünde büyüyen daralma, kalbinde ırk sevgisi köpeklerin. hayır ben bilmek isteyenlerden değilim, açıkça parçalanan bekleyişini geleneğin.   sanırım böyle ve tekrarsız, mucizesi bile mucize. her mezarlıkta tuhaf bir bahar, sanki içeride değiliz, sanki ben değiliz, sanki siz de değilsiniz.   konuşuyorum ama   kurtuluş yok, anlayan yok büyülenen yok; keşfeden yok gerçeği.   tek arzusu ölmek olan bir dil. ilerliyor ayrılmak arasında insanlığın.   eğer ayaklanırsak bunu bilmemeli yenilmek.          

Arjantin/Özgür Balaban

Resim
Lime lime edilmiş bir et parçasına mesela, gündüz rakısının hemen akabinde arjantin demek de mümkün zaten pejodan bozma bir karavana yuvarlak, top gibi bir güneşten vazgeçtiğimiz taktirde uçaklardan atılan insanlar sığabilir uzanır böyle bir çizgi kışın tam ortasındayız kimimiz inançlı zaman zaman tek eşliyiz bir çocuk daha var buradan  arjantine  içkiler sığdırmış acemi öpücükler bense utanç içinde bir semt çocuğu değilim peygamber gibi kopacağım  geçmişin jargonundan ne yan odada uyuklayan kadın ne konuşkan deniz canlıları  tekrarlanmayacak olmanın bilinci ile güzel gözlü arjantin çakır keyif 

Perşembe Babası/Kerim Atay

Resim
elinde kalemle uykuya dalıyorsun, diri diri yakıyorsun rüyanı ismin güç seçiliyor aceleye gelmiş bir dövizin üzerinde  taşıyansa tekinsiz motelleri, yemek tariflerini,  kuyruğu kesik kedileri ve simyayı seven,  o sabah ne kadar beğenilirse o kadar akışkan bir ihtiyar,  öğlen o, ikindi onlar, akşam çoğulluğuna baş kaldıran sözleşmeli er,  gece seviştiği her rütbeliyi şafakta ters kelepçeyle hafızasına atıyor. rutubetçil sayrılıklarla sıkı fıkı   havaların bayağıdır mevsim normallerinin üstünde seyretmesini nedense  pek umursamıyor ağzı mühürlü mağaralara benziyor,  kundaklanan bir şiirde kaybetmiş ilhamını gözleri yosun yerine kan tutan bir resif gibi rasgele bir cezirde boğulmak üzere ve sol dizinde  doksanların ortasından beri bir şarapnel dansediyor. ☠☠☠  Barbarları Beklerken Sanat Kolektifi desteğini bekliyor!

Geldim/Barbar Kenan

Resim
Merhaba sevgili okur. BB'nin bu sayısından itibaren ben de yazacağım. Yazarlığın taşra-merkez geriliminden çıkan kimi dedikoduları, temelli/temelsiz söylentileri, desteksiz atacağım. Desteksiz derken düsturum, "ateş olmayan yerden duman çıkmaz" sözü olacak. Kendimi tanıtayım hemen. Ufak tefek yayınevlerinden üç beş kitap çıkarmış, tembellik yapmasam kalemimden kan damlatırım zanneden bir yazarlık heveslisiyim. “Yazmayı kendim için yapıyorum”, “yazmasam çıldırırım” gibi havalı cümleleri bilirim. “Bunu yazmazsam insanlık ne kaybeder” sözünden tembelliğimi beslediğim oluyor. “Tembellik Hakkı”nı da çok zaman önce okumuşluğum vardır. Çok sevgili eşim de bir yazar. Evde bu durum zaman zaman sorun oluyor. Ben bir oturuşta yazarım. O ise biraz "zamanlı" yazar. Geçenlerde oturdum bir şeyler yazacağım. Eşim elinde tanımlayamadığım bir plastik sepetle başımda bitti: "Yazdıklarını sağa sola dağıtma, buna koy." Sepeti ekmek sepeti olarak tanımlamak bana iyi geldi. ...

İç Savaş-Katerina Gogou

Resim
Çeviri: Burak Bayülgen  Yunan anarşist şair Katerina Gogou (1940-1993) 1946-49 yılları arasında süren Yunan İç Savaşı sırasında bir çocuktu. Savaş sürecindeki çocukluk anıları ölümünden sonra, tamamlanmamış şiirsel otobiyografisi My Name is Odyssey’de yayınlandı. Savaş monarşi yanlıları tarafından Çete Savaşı olarak adlandırıldı. “Çete savaşı” Aaaaaaaaa! Bu bir çete savaşı. Yuuuuunanlar koca şapkalı, bilirim, ona kep derler. Geniş, koooocaman, uzun paltolar ve kabanlar, ceplerinde silahlar, belki içinde daha da fazlası. Elleri ceplerinde diğer Yunanları vurdular ve hızlıca uzaklaştılar, sanki aceleleri vardı ya da birisi tarafından kovalanıyorlardı. İstedim -izin vermediler, öyle dediler- dışarı çıkmayı. Dışarıda olmayı. Orayı istedim. “Yasak” olanı. Köşemizde, Lambrou Katsoni ve Boukouvalla, öbek öbek yenmiş kediler ve açlıktan ölmüş cesetler -onlara çöp derler- aileler ve çocuklar. Camdan bakınca görüyorum, bir kurşun sol el avucuma isabet ediyor, kan ve çöp soluklanıyor. Annem m...