5 Eylül 2020 Cumartesi

Biz Sokakta Mıyız?

Barbarları Beklerken Sanat Kolektifi güncel müdahale pratiklerine başlıyor. Biz Sokakta Mıyız, sanatın sokakla ilişkisine eleştirel bir bakıştır. Katılımcılar, sokakla birlikte kendi beden ve zihinlerine aynı soruyu soruyor: Biz Sokakta Mıyız? 

Eylem planı: Katılımcılar paylaştığımız görselin çıktısını alarak kendilerini en özgür ifade edebildiklerini düşündükleri yerde (sokak, cafe, herhangi bir mekân, şehrin işlek yerleri, gündelik anlarını en çok hafızaya dönüştürdükleri alanlar vs.) görseli tutarak fotoğraflarını çeksinler. Bu fotoğrafların birleşimlerinden oluşan bir video kolaj çalışması hazırlanarak dijital mecralarda paylaşılacaktır. İsteyen katılımcılar bu görselleri bulundukları mekânlarda değerlendirebilirler. 

Not: Fotoğrafları gönderirken yaşadığınız şehir, isim soy isim ve varsa meslek bilgilerinizi de eklerseniz seviniriz. 

Barbarları Beklerken Sanat Kolektifi 

Son Tarih: 10 Eylül 2020 

İletişim: barbarlaribeklerken@gmail.com


9 Haziran 2020 Salı

İmparator Neron’un Ateşle Muhasebesi




Ne acılar, ne çileler çekilmiştir ki insan yüreğinde kaydı olmasın. Hukukun anlamını yitirdiği, adaleti tesis etmesi gereken hükümdarların bile yasaları iç tüzük haline getirdiği dönemlerde, evrensel addedilenle yerelin rabıtasızlığı da su yüzüne çıkar. İşte bu süreçlerde, yasaları koyanlar dahi onu yapan sütunların, mendireklerin ve vahşetin temsillerinin yanışını büyük bir keyifle izler.

İ.S. 64 yılının Temmuz’unda İmparator Neron, kayıtlara göre Roma’nın merkezindeki Stadyum’un ve çevresinde Roma aristokrasinin evlerinin bulunduğu arazinin ateşe verilmesini emreder. Kentin yoksul mahallelerinde yaşayan, henüz yayılmakta olan bir dinden olan Hıristiyanların bu işte bir parmağı olup olmadığı ise henüz tartışmalıdır.

Bu yangınla birlikte Hıristiyanlığın da doğduğu eski Roma ortadan kalkmış, aristokratlar şehir merkezinin dışarısına taşınmış ve bölgede açılan yeni alana Domus Aurea (Altın Saray) denilecek yapı bina edilmiştir.

Kral Neron, Batı tarihçilerinin kayıtlarında olumsuz bir figür olarak geçer. Annesini öldürtmüş, popülist ve eğlenceye düşkün bir lider olarak. Her Roma hükümdarının olduğu gibi, onun da bir hocası, lalası vardır. Psikanalize de kaynaklık eden metinleriyle akıl hocası Lucius Seneca, daha sonra hükümdar Neron’un gıyabında verilen ölüm cezasını öğrenerek intihar etmesinin ardından, intihara zorlanır.

Seneca’nın karısına intiharından önce soğukkanlı olmasını, metaneti öğütlediği sözleri üzerine ise bugün hala sayfalar dolusu makaleler yazılıyor.

Neron suçlu mu?

Ancak bu olay olmadan önce, Roma mahkemeleri zaten Hıristiyanlar aleyhine pek çok haksız karara imza atmış, pek çok hukuksuzluğu görmezden gelmiş, imparatorluk payesi edinmiş ailelerin etrafına çöreklenmiş aristokratların adalet duygularında çöküş başlamıştı. Neron, bunun sadece özeti, metaforik bir ifadesiydi.

Daha sonra sırtını yasladığı soylu sınıflar kılıcı kendisine doğrulttuğunda bir şey yapamaması, onu değerlendirirken haksızlık etmemize izin vermemeli. O sadece onların ahlakının yine onların çıkarlarıyla uyuşmayan uç ve berrak bir örneğini vermişti. Şatafatlı bir yaşam, iktidar ve gücün çılgınca baştan çıkarttığı taht kavgaları ve bolca güzel kadın, erkek, travesti, bir o kadar da şarap ve altın.

Dolayısıyla Neron’u suçlu bulanlar, esasen en az onun kadar suçluydular. Onun muhakemesindeki aksaklıklar ve önünü, hazin sonunu görmemesi, çevresinde ona ölüm cezası vererek suçlarını aklayanların kendi tasavvurundaki değersizliklerindendi. Soylu sınıfta ciddiye alınabilecek, tartıya vurulabilecek hiçbir değer göremiyordu.

Neron’un Roma’yı yakması, büyük bir çöküntünün başlangıcı olacaktır. Çünkü bu haftalar süren yangın, aslında imparatorluktaki çürümüşlüğü ortaya çıkarmaktan, onun görkemli bir teşbihi olmaktan öte bir anlam ifade etmiyordu. Yanan Stadyum’un yerine dikilen devasa saray da bunun sonucuydu.

Roma’yı, popülist bir lider yakar ama, aslında bu yangını halk istemektedir. Çoktan rüyalarında ve en ateşli arzularında onu görüyordur. Neron sadece, bu takatsiz arzuyu tatmin etmek için, onu mümkün sınırlarına, egemen sınıfın ve şahsının çıkarlarına uyarlar. Ölümünden sonra Romanın kırk senedir gördüğü kısa ancak en büyük iç savaş çıkacaktır.

Dolayısıyla Neron’un suçlu olduğunu söylemek, en çok da popülizmi suçlu, halkı yekten düşman ve aristokratları da masum addetmekle mümkün. Oysa Neron yalnızca bulunduğu çevrenin ahlakının, dekadansının bir sembolüydü.

8.6.2020

Yiğit O. Özdemir 

5 Haziran 2020 Cuma

Öyle Ölebilirsin










                        (eser miktarda paranoya içerir)


üstüne alın
bu ihtimalle kaçak göçek yaşanmaz
sizin doğurduğu seni
öldürebilirler, onlar
biri gebertebilir, o

o, seninle yaşamayı
sen onunla yaşamayı kabul ettiniz
hatta aynı model otobüste aynı cins ayaklarla
yolculuk da ettiniz

birileri destekli biri tarafından kullanılmışsındır
önce canlı mühimmat düşüncesi olarak
eti kemiği bir beden olarak
ya da cinsel olarak
birileri tarafından başka bir’i olarak

ağırdır
kitap ana fikirleriyle
yenilmişlikleri uyuşmayan bir’i
tutunamayan bir ötekisi olarak
önermelerde

gül sen gül
dizelerin estetik zayıflığına
insan küçük nedenlerle de öldürülebilir
bir’i içinde biriken birileri tarafından

nedeni belli olmayan bıçaklanmada
üç ölüden herhangi birisi olabilirsin
elli saniyeden pahalı mısın
fail-i meçhul olarak

olaylardan şiir çıkarmaya çalışıp
komik duruma düşebilirsin

x-ray’li avm’de akıllı binalarda
parmaklıklı balkonda devlet mahpusunda
evren rahatı tuvalette
bir düşüncede
bir geçmiş veya gelecek zamanda
şimdiye geçiyorsun kurtuldun ondan
ama birinin intiharı sen olabilirsin

güçlü bir yumruğa
neden karşı koymaz insan
yumruk bir sarılma biçimi olabilir mi
oyun oynayacak değilim
öyle olsaydı
bir öldürülme ihtimalim yerine
bir öldürme ihtimalim olurdu
hedefin orta derecede olsun, değil mi
sevmek ya da sevilmek sana kalmış

olasılık taşıyıp duruyor
ihmaller kasıtsızlar tek hücreliler
tehlikeye karşı en tehlikesiz olanlar
örümcek ağlı yangın tüpleri

füze düğmesinde
düğme üzerindeki parmakta
parmaktaki nabızda
o kalpte ya da başka bir
hastalık kuyusunun dibinde

seni gömdükleri yerde

yeter
tanrı buyruklarında


Örsan Gürkan 





4 Haziran 2020 Perşembe

Facebook bir Dijital Mezardır’ın Şiirinin Şiiri


Kader
Kısmet
Kıyamet

Tam 1 dakika sonra öleceğim: tepemde Facebook rengi bir gök
Ve
Cennette tweet sesli kuşlar ötecek
Sene
2021 + 3,5
Ve
Saat sabah 7’yi 25 geçecek
                                                Ve Facebook’tan bir mesaj
Umut Yalım öldü
                               1 Dolar’a
Çiçek bırakmak
                            İster misiniz? İsmini gir + 1 Dolar ver + lilyumları gönder
Şimdi
          -inan- daha mutlu bir ölüyüm ve artık Facebook’un bir dijital dölü
yüm
         ödülüm: 1 Dolarlık lilyum. Ve istersen: mum bile dikebilirsin profil
resmimin önüne
Ama ben elhamdulillah Müslüman’ım ve islâma uygun bir merasim iste
rim
      1 Dolar’a Fatihâ ve yarım Dolar farkla Yâsin.

Yukardaki şiirin neresinde ne nasıl ve neyle kesinlikle anlatılmak istenmemektedir?

    
a) Ben ölünce ne olacak Facebook hesâbıma?
   
b) Tweet atıyor bana ölüm ama 0 karakter
      
c) Ölümle arama sosyal mesafe koydum
   
d) Atatürk bir imbilir idi. Bu, sonraki bir şiirde anlatılacaktır

e)  Neruda durmadan konuşuyordu (İspanyol ağzıyla Fransızca) ve Ben, Nâzım’a b
akıyordum. Çok yorgundu. 4 gün önce, son kâlp sektesini geçirmişti. O yüzden
kâlbini prizinden çıkarıp, şarap kadehinin içresine koymuştu. Yeni doğmuş bir b
ebek gibi kanlı ama paktı. Ard arda bunalgılardan sonra: kâlbine artık hiç güven
miyordu. Ben saatime bakıyordum durmadan. Merve ayağıma vurarak beni dü
rtüyordu. Nâzım farketti durumu. Kulağına eğilip söyledim sebebi. Başını salla
yarak olur dedi ve cebimden katlanabilir televizyonumu çıkardım. Neruda bile s
ustu. Masaya koydum. Fişini prize takmam gerekiyordu ancak kablo yetmiyord
u. Nâzım da, kâlbinin takıldığı prize televizyonu taktı. 9 Eylül 1956 idi tarih. Elvis’
in ilk çıktığı Ed Sullivan Show’du. Hepimiz televizyona kitlendik. Ve birden başlad
ı: You ain’t nothin but a hound dog/ cryin all the time… Nâzım da ağlamaya başla
dı: o akşamla birlikte Rockabilly Çağı’na giriyorduk. Neruda susmuştu. Aragon ak
lında Elsa’ya şiir yazıyordu. İntihârı düşünüyordu Camus. Lorca yine ve yeniden k
urşuna diziliyordu. Nâzım’a baktım. Memleket hasreti sol gözünün sol üzresinde
asılı duruyordu. Yine de
                                           Nâzım’ı bu denli mutlu görmemiştim hiçbir zaman
çünkü
Well, you ain't never caught a rabbit and you ain't no friend of mine



                                                                                             25 €


Umut Yalım 







2 Haziran 2020 Salı

Gürültülü Şüpheler


Oturmuş seninle birlikte bir papatyayla rus ruleti oynuyoruz, çürük bir merak, hiç değilse gazete manşetlerinin hepsi uyurgezer diyelim, parmak uçlarımda barut kokusu, içimde habire boyverip duran bir lacivert, her şüphe gürültülü

Rüzgâr hırpalandıkça fırtınaya döner.

Delinmiş bir ışık karanlığından, yalnızca gövdesi kirpiklerinin, karanfil dokulu tenine düşkün kıtalar doğurduk biz bütün kasaba, yanında eğreti tanrılar günahlarının, sabaha karşıları turuncu yanan banyonun altında duş alan şeytanlar

Neyse, dedin ve sonra İstanbul'a gider gibi gittin sen, bütün kasaba ağladık arkandan.

Mücadelen alaycı, uzakların sadece mesafeyle boyanmış senin

Ve benim bıçak tutmasını bilmeyen yaralar boşalıyor suretinden fedakar juliet'lerimin

mazi diyorsun, diyoruz
kursağıma sokulmuş kibirli bir zaman
bütün düşmanlarım adını biliyor artık
ve elbette konu kapanacak
herkes
üstüme
bulaşan
kendi
kanını
yalarsa


Aykut Akgül




16 Mayıs 2020 Cumartesi

Süleyman Sabri Genç İle Söyleşi/Dolunay Aker

1.

Anlamdan ya da anlamın sabitliğinden kaçarak dili “anti dil” düzlemine çektiğini düşünüyorum. Dil veya anti dilin sendeki yeri nedir?

evet ilk şiirlerim için bu anlamdan kaçma söz konusu. hattadirekt “elahora” isimli şiirim bu anlamdan kaçmayı temsil ediyorkitabın çoğu zaten bu tip şiirlerden oluşmakta. dil bana sıkıntı veriyordu. özellikle dile gelmeyen şeylerin aktarılamaması ve rastgele herhangi bir sesin anlamdan kurtulamaması gibi şeyler üzerine düşündüğüm zamanlardı. belki farkında olmadan wittgeinsteincıydım. şuculuk buculukişleri sonradan farkına vardığında zevklidir zaten.

şu an için söyleyecek olursam dilin ve anti-dilin yeri üzerine o kadar düşünmüyorum. hatta düşünmeyi gereksiz buluyorum. anlam ayrı. anlamın akışını zengin ve basit tutup metaforlarlabir rüzgar gibi yazmayı seviyorum. dille çok uğraşınca o rüzgarı yakalayamıyorsun ve ortaya çıkardığın şey yapaylaşıyor. dil üzerine deneylerden çok kendi kişisel penceremden farklı bir bakışı veya olağan bir durumun olağandışı aktarımını önemsiyorum. aktarılamaz gibi görünen o olağanı şiire yedirmeye bayılırım mesela. daha içten şeyler dilin üzerine basıp karşı kıyıya geçiveren şeyler ilgimi çekiyor. içten derken haşa lirizmden falan bahsetmiyorum. yılış yılış işlerden haz etmem hiç.

2.

Değirmen hini’nin Guy Debord’tan bir alıntıyla başlaması dikkate değer bir durum. Debord ve onun gösteri anlayışı, sistemlerin ‘gösteri’ hali ve şairin gösteride olduğu konum hakkında düşüncelerin neler? 

debord ilk okuduğumda beni çok şaşırtmıştı. bazen bu çağın felsefi peygamberi baudrillard mı yoksa debord mu diye kararsız kalıyorum… zizek’i de severim bu anlamda içinde bulunduğumuz zeitgeist’ı betimleme anlamında ama deborddiğerlerine nazaran bir kahindir. baudrillard’ın kehaneti o kadar tutmamıştır mesela 11 eylül’le birlikte bunu kendisi de kabul ediyor. aşırıdır onun kehanetleri ama debord herhalde bugün aramızda yaşasa ve gösteri toplumunun geldiği noktayı görse bu kadarını ben bile tahmin edemezdim derdi. ki tahmin etmiştir. hatta her yeni baskının önsözünde git gide “gösteri toplumu” kitabının kendisini nasıl doğruladığından bahseder. 

yaptığım alıntı “her türlü anlamsızlığa gülmek artık yasaktır” aslında anlamsızlık övgüsüne vurgu yapan bir çağa işaret ediyor. her şeyin altında bir anlam arama deriz ya veya o anlama gelme... yani sen o anlamda değilsin sonradan gidip o anlama çay içmeye geliyorsun. işte gösterinin marifetleri. otoriteyi ortadan kaldırırsanız herkes herkese çay içmeye gider. anlamsızlığı yücelten bu çağ, anlamsızlığı anlamlı bulduğu için yüceltiyor aslında. buradaki otoriteyi kaldırma olgusunu müspet ya da menfi kullanmıyorum. bunun güzel tarafları da var kötü tarafları da. evet alıntının tarif ettiği çağve işaret ettiği şey bu ve dediğim gibi ilk şiirlerimdeki “anlamdan kaçma” “dil üzerine düşünme” gibi biçemcikaygıları temsil ediyor. fakat ikinci bir kitabım çıkarsa bu alıntıyı muhtemelen kullanmam. çünkü şiirim ve bakış açım, hatta 2015’ten itibaren köktenci paradokslarla birlikte sürüklendiğimiz paradigma bu alıntıyı karşılamıyor. ha guydebord’un kehanetleri kendini doğrulamaya devam ediyor mu? herkes star bebeğim derler ya... kendimizden başka müşterimiz kalmayana kadar devam ediyor.