Kayıtlar

kolektif etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Şiirin Politikayla Bir Meselesi Var Mıdır?

Resim
Şiirin politikayla bir meselesi var mıdır? Postmodern sözlükçenin ayrıştırma operasyonu başarıyla ilerliyor. Karşı cephenin devrimci stratejileri birer angaryaya dönüştürme çabası görülmelidir. Evet, gündem yaratıyorlar. Şiirsel tahminler, şiirsel alanlar, şiirsel gösteriler ve bireyin mükemmel profiliyle donatılmış müstesna sanat eserleri. Bir yol çizildiği kesin. Bir mesafe alındığı şüphesiz. Ama Ranciere'in aldığı mesafeyle alakalı olduklarını hiç sanmıyoruz. Sanat, politikaya mesafe koymadan önce içinde yarattığı yıkıcı projeyi harekete geçirir. Sanatın özerklik talebi ancak böyle siyasal bir argümanla meşru hale gelebilir. Yoksa siyasal mesafeniz sizi Trt'de dergi satmaya çabalayan bir siyasal zemine tabi kılar. Elbette yanınıza meşru arkadaşlarınızı alırsınız. Görülürsünüz. Bir güç olduğunuzu ilan edersiniz. O güce tabi olanlar TRT'den Ketebe'ye siyasal bir kariyer hattı çizerler size. O kariyerin dışında olan ancak karşı çıktıkları bir siyasala dönüşür. Hayat sad...

Bir İttifak Hâlesi: Varlık

Resim
Türkiye edebiyat ortamına, oradaki çıkar ilişkilerine, kariyer planlarına dair öngörülerde bulunmak, tespitler yapmak zor değildir.  Çünkü somut olaylara, insani durumlara amasız fakatsız cümlelere bakamayan,  aklında sürekli ittifak haleleri dolanan bir edebiyat ortamıyla karşı karşıyayız. Edebiyat orada duruyor. Edebiyatın emeği bir gün karşılık bulacak. Peki insan olma hâllerimiz, kötüyü yıkma içgüdümüz, değiştirme isteğimiz; insanlığa yapılanları duymayan, görmeyen, bilmeyen edebiyat kim tarafından okunacak? Evet, Varlık Dergisi'nin Adalet Eski Bakanı Hikmet Sami Türk'ün metnini yayımlaması köklü bir meseledir. Bu kök Varlık Dergisi'nde hep vardı. Varlık bir gelenektir. Kanonların birleştiği noktadır. Bu geleneğin içinde gözlerini açanlar eğer bugün iyi göremiyorsa gözlerini değiştirecekler ya da insanlıklarını değiştirecekler yahut biz her gün onlara, onları değiştireceğimizi hatırlatacağız. Barbarları Beklerken okurları bilirler ki biz bizimle alakalı her şeyi dostlar...

Bir "Varlık" Hikâyesi

Resim
Dört gün önce bazı köklü dergilerin batma sinyallerini çalmaya başladığını söylemiştik ve bu çöküş durumunun sadece ekonomik temelli olmadığını aslında bu "köklü" dergilerin varolan kanonu devam ettirdiğini, okurla bir bağ kuramadığını, standart dosya konularıyla günü kurtardıklarını fakat bugün edebiyatın kendisine yenildiklerini söylemiştik. Ancak şu an daha ciddi bir durum var ortada. Varlık Dergisi son sayısında 19 Aralık Katliamı'nın faili eski adalet bakanı Hikmet Sami Türk'ün bir edebiyat anısını yayımladı. Kuruluşundan itibaren kurucu ideolojiyle hiçbir sorun yaşamamasından kaynaklı Varlık Dergisi açısından bu olay bir "Varlık" hikâyesidir. Ama bizim açımızdan bu tamamıyla politik ve poetik bir iflastır. Çünkü 19 Aralık Katliamı devletin bizzat kendi eliyle işlediği apaçık bir cinayettir. Varlık Dergisi'nin arşivlerini incelediğimizde Hikmet Sami Türk'ün bir değil birkaç kere dergiye konuk olduğunu görüyoruz. Örneğin Behçet Necatigil'in d...

Herkesle Herkesci Olanlara Selam: Sıra Size de Gelecek!

Resim
Bazı köklü dergiler ardı ardına batma sinyallerini çalmaya başladı. Ülkedeki çöküş haliyle tüm vücuda sirayet ediyor. Biz bu durumu şaşkınlıkla karşılamıyoruz. Çünkü bu arkadaşlara Bazarov ahlakından bahsedeceğiz. Sanat sistemi bağırıyor, çağırıyor, batıyoruz diyor, artık eskisi gibi değiliz, kimse bizi okumuyor, 500 şiir geliyor 500 adet dergi satamıyoruz diye yakınıyorlar. Soralım: kanonu ayakta tutmak için her yıl aynı dosyaları güncelleyip işleyen siz değil miydiniz?  Editörleriniz kendilerini peygamber ilan edip ulaşılmazlık tahtında oturmuyor muydu? Metnine güvenip size ulaşmaya çalışanları elinizin tersiyle itmediniz mi? Yayımladığınız kitapları aynı hafta beş farklı kitap ekinde tanıtacak hazır reklam alanlarınız yok muydu sizin? Genç insanlar sizden aylarca metinleri için dönüş beklediler. Ne yaptınız? Şiir dendi mi bu ülkede hâlâ Varlık Dergisi akla geliyor. Öyle bir algı yarattılar ki orada şiir yazmayan şairden sayılmıyor. Varlık Dergisi şiir kanonunun birleşme noktasıd...

Barbarları Beklerken, Sayı: 11

Resim
Sanat Öldü! Yaşasın Sanat! Bugün kaybımız yeni bir şey söylemek mi yoksa yeniyi anlamlı bir şekilde söylemek mi? Biz ikincisinden taraf oluyoruz. Çünkü anladık ki Türkiye'de her şey vitrin taraftarları tarafından belirleniyor. A'nın metni yeni bir kanonun en yeni müeffili olarak yayınlanıyor. B ona yakın durduğu için alkışlanıyor. Edebiyat'a saygı gösterileri düzenleniyor. Fakat isimler bu saygının hangi anlamını taşıyor tartışılır.  Türkiye her sabah yeni bir kanonlaşmaya uyanıyor. Bu kanonlaşmayı en özet haliyle isimler kanonu olarak anabiliriz. Enis Batur'un yahut Ataol Behramoğlu'nun çalıp da giremeyeceği kapı, yayınevi, dergi, etkinlik yoktur Türkiye'de. Birbirimizi kandırmayalım. Biz mimikler ve jestlere bırakamayacak kadar eleştirinin hayati bir set çekme gücüne sahip olduğunu biliyoruz. Kanon, yan yana gelmezlerin yan yana geldiği andır. Ondan sonra dergi çıkarsak ne, iyi şiir yazsak yayınlasak ne! Kanon haliyle kendi kendine oluşmuyor. Davet var ve dave...

"Genç Şair" Fikri Yaşlıdır

Resim
Güya "usta" isimler, "genç" insanlara öğüt veriyor. "Genç şair  ve yazarlara..." şeklinde başlayan cümleler iktidar belirtisidir, iktidar talebidir. Şu kadar zamandır bu öğütlerin salya sümük aktarımları edebiyatın hiçbir türüne katkı sağlamadı. Yine Abdullah Harmancı adlı güya "usta bir yazar" genç yazarlara öğütler sıralamış. Kanonik dergilerden başka bir yerde yazmayın, çöp olursunuz demiş. Biz bunu biraz ayrıntılı açıklayalım. Kanon, kendi iktidarını oluşturmak için her türlü yola başvurur. Reklam, imaj, övgü, ödül, ısmarlama köşe yazıları, söyleşiler, yayınevi tekelleşmesi, sansür, isim, mevki, patron, pazar... bu halkanın içinde olmak kolaydır, bir o kadar da zordur. Size bedel ödetirler. Bu bedelin adı başkasının kabilesinde araç olmaktan öteye geçmez. Biat kültürü, kesinlikle siyasî bir olgudur. Kanonik edebiyat dergilerinin çoğu bu biat kültürüne tabîdir. Editör, derginin peygamberidir. Yazarları elçi olarak görür ve keyfi ne zaman ister...

TÜRKİYE'DE FANZİN YAYINCILIĞI-SORUŞTURMA (DÜZENLEYEN: ALPER ÖZ)

Resim
Kötülüğün, sinsiliğin dönemini yaşıyoruz. Edebiyat bu kötülüğün panzehridir. Bir kurtarıcı, bir ilah asla değil belki çan sesi. Duymak ve duyumsatmak için. Duymamak, görmemek adına ellerinden geleni yapıyorlar. Sanki mutlu mesut bir hayatın içerisindeyiz, sanki her şey normal. Edebiyatı da bu yöne çekmeye çalışıyorlar fakat her dönemde bu bildik aklın dışına çıkanlar mevcuttur. Sunulan aklı yarıp geçenler dillerini hayatın kabiliyetinden esirgemezler. Barbarları Beklerken bu misyonla yola çıktı. Bu misyon fanzin kültüründe fazlasıyla var. Öncesi kuvvetli bir birikimle donanmış insanların yolunu taşıyor benliğinde ve bu benliğe inananlara seslenecek elinden geldiğince. Kıyasıya rekabetin olduğu bir ortamda taht oyunları oynamadan iyi metni önemsemek “yeni”den ziyade dürüst olmayı sağlar. Ötesi kendi varoluşuyla hemhal olur. Barbarları Beklerken ne zaman öleceğini biliyor. Bilmese yaşamamış sayılır. Şimdilik belirlediği nokta bu. Barbarları Beklerken Edebiyat Fanzini