Kim Kurtaracak Yekta’yı?/Tahsin Aladağ
İğdiş edilecek bir şeyler arıyor Yekta.
Erkekliğini yitirerek gölgelerin altında, çalar saatlerin
altında
–
Biliyorsun ben oradaydım-ışığın ve gölgenin başladığı yerde
sen oradaydın
ılıman iklimlerin bittiği ekinoks günlerinde
işte yekta da oradaydı
çorak gözlerin bir geri gelişi beklediği günlerde
iyi oyulmuş çocuklar,
iyi köklere tutunmuş kanlarıyla
iyi ölümlere gittiler İstefa’dan çıkıp yola
Pergamon’dan çıkıp
Halep’ten-
biz hiç dağlarda dönence bayramları kutlamadık ki Yekta
Bu yüzdendir ki
sen ve ben yekta, ben ve o, -o sen ve ben Yekta
ama hayır bizim Yekta, hiç olmadı
ama hayır yok bir İthaka’m olmadı hiç
hiç olmadı ezbere bildiğim merdivenler
hiç sallanmadı bir alışkanlık gibi boynumda bir kapının
anahtarını
Yok bizi bekleyenler cenup denizlerinde, hiç olmadı
çok eski isimler taşıyan limanlarda
…. mendiller sallayarak
kanlı Arapçalarla işlenmiş mendiller sallayarak
güzleri soluk soluğa geçiren bir ırmağın kıyısında, Mâverâünnehir’den on ıslık uzakta
bir dizi harfler
öğrenmiştim ben çok eskiden, devletsizlerden
Kolları Kilikya’ya varan elifsiz alfasız bir abece
şimdiyse o eyersiz alfabe kayıp,
ekşimiş bir yaz kokan kaftanıyla
sulu rahibin mırıldanarak ilahiler söylediği düzlüklerde
bundandır ki Yekta çıkamayız Celali dağlarına senle
Haha yekta, ha ha ve çok sonra
Karanlık ya da yeni aydınlanan bir çağda
bir bakacağız da artık değeri kalmamış eski ellerimizin
ve artık kulaktan kulağa fısıldanan bir halkı
duymuyor kimse
Yekta,
o karanlık seni kurtarmayacak, sen o karanlığı
silahlaştıramazsın
sen o ıslaklıktan yeni bir gök kubbe dokuyamazsın,
sülünlü zindanlarda kalın ciltli yüz yıllık bir divanı
tersinden okuyamazsın.
ama herkesten iyi biliyorsun oyun oynamasını.
