Geldim/Barbar Kenan
Merhaba sevgili okur. BB'nin bu sayısından itibaren ben de yazacağım. Yazarlığın taşra-merkez geriliminden çıkan kimi dedikoduları, temelli/temelsiz söylentileri, desteksiz atacağım. Desteksiz derken düsturum, "ateş olmayan yerden duman çıkmaz" sözü olacak.
Kendimi tanıtayım hemen. Ufak tefek yayınevlerinden üç beş kitap çıkarmış, tembellik yapmasam kalemimden kan damlatırım zanneden bir yazarlık heveslisiyim. “Yazmayı kendim için yapıyorum”, “yazmasam çıldırırım” gibi havalı cümleleri bilirim. “Bunu yazmazsam insanlık ne kaybeder” sözünden tembelliğimi beslediğim oluyor. “Tembellik Hakkı”nı da çok zaman önce okumuşluğum vardır.
Çok sevgili eşim de bir yazar. Evde bu durum zaman zaman sorun oluyor. Ben bir oturuşta yazarım. O ise biraz "zamanlı" yazar. Geçenlerde oturdum bir şeyler yazacağım. Eşim elinde tanımlayamadığım bir plastik sepetle başımda bitti: "Yazdıklarını sağa sola dağıtma, buna koy." Sepeti ekmek sepeti olarak tanımlamak bana iyi geldi. Hiç olmazsa çöp sepeti değil, dedim. O ne düşündü, sormadım.
Her neyse, evde iki yazar olunca eş, dost, akraba da bizi bir yarışa sokuyorlar sık sık. İlk iki kitabım epey ince kitaplardı. Yayıncım ince kitap sevmez aslında. "Attın mı masaya tok bir ses çıkaracak" kadar kalın olmasını yeğlediğini ağzından kaçırmıştı bir ara. Neyse moralimi bozmadım. İkinci kitabımı yayınladım, o da ince. Ben, rafine metinler yazıyorum diye, arkadaş ortamlarında bir şeyler geveliyorum işte. Aynı yıl sevgili eşim dört yüz altmış beş sayfalık bir kitap çıkardı. Hoş olmadı tabii. Yine ben rafine yazmak kem küm diye dolaşırken akşamına eşimin "pek sevdiğim" büyük eniştesi hanımını da almış oturmaya geldiler. Daha kapıdan yeni girdi:
"Damat, bizim kız senin kitapları üçe katlamış valla." Bir elinde eşimin kitabı, diğerinde benim iki kitabım; mahalle bakkalı terazisi gibi tartıyor. Yahu aile içinde önemli bir figür olduğundan bir şey de diyemedim, şiştim kaldım.
O bir şey değil, sevgili eşim hafta sonu sabah erkenden kalkmış, giyinmiş, süslenmiş, kapıya dikilmiş: "Haydi kitapçıya gidiyoruz."
Gittik, bizim kitapları yan yana koymuşlar. Kitapçıdaki görevlinin gülüşü de tam bıyık altı. Benimkilerin sırtları incecik olduğundan adım bile okunmuyor. Eşiminki tam reklam tabelası gibi.
Akşamına yemek. "Trigliseritin beş yüz olmuş" diye her şeyi önümden kaçıran eşim bana da bir buçuk porsiyon iskender sipariş etti. O gün erkenden yattım, uyudum.
Yahu aslında ben buraya yazarlık dedikoduları yazacaktım değil mi? Taşradan merkeze "büyük" yazarların küçük küçük dedikodularını. Yazayım bir dedikodu da bitireyim. Geçenlerde, neredeyse yüz yıllık diyeceğimiz bir edebiyat dergisinin son dönem editörü gelmiş bir taşra şehrine. Editörümüz söyleşisinde güzel güzel, neşeli neşeli konuşmuş. Ve soru cevap kısmına gelinmiş. İlk beş soruyu al gülüm, ver gülüm ettikten sonra arka sıralardan biri kalkmış, "Derginizde neden bir katili yazar diye sunuyorsunuz" demiş. Katil dediği, cezaevi operasyonlarında onlarca siyasi tutsağı öldürmekle sabıkalı bir eski adalet bakanı. Bununla da kalmamış, "yarın Süleyman Soylu da sanata, edebiyata merak salarsa ona da derginizde yazdıracak mısınız" demiş. Editör neye uğradığını şaşırmış. Telaşla eski adalet bakanının yayınladıkları yazısının içeriğini anlatmaya girişmiş. Sonra dönmüş, Selahattin Demirtaş'ın haberini ilk biz yaptırdık diye çırpınmış. Benim gibi adam üzülmez demiş. Soruyu soran kişi ısrar etmiş, özeleştiri yapın, özür dileyin diye. Seyirciler şiddetle alkışlamışlar ama "kralın adamları" olarak editörü. Etkinlik düzenleyicilerden kendini solcu takımından sayan bir etkinlik simsarı ortaya çıkıp, "bu bir provokasyondur" çığlıkları atmış. Tartışma dışarıda da devam etmiş. Editör soru soranı yakalamış, ben aslında bu konuyu konuşmak istiyorum falan diye yarı pişmanlıkla davranırken "kralın adamları" soru soranı neredeyse bir kaşık suda boğacaklarmış.
Ez cümle, yüzyıllık derginin editörü bu olaydan sonra katıldığı tüm söyleşilerde soru cevap kısmı başlayınca çişe sıkışmış çocuk gibi kıvranıyormuş.
Ne diyelim, dedikodu bu. Sonraki sayıda şu sosyal tarafları güçlü, edebi tarafları zayıf yazarlara bir bakalım el birliğiyle.
Bir dahaki sayıda görüşmek üzere. Sizin de duyduğunuz dedikodularınızı derginin mail adresine bekliyoruz.
Kalın sağlıcakla.
