ENDEKS YANİ ÖLÜ CEREYANdan Bir Kes’it/İlhami Batı


Bir şey desek akşama kadar bekler, bir şey demesek üç gün bekler. 

Sen hiç zamanın kendini andığını gördün mü? Tarihle gelemezsin bana. Çünkü samimi bulamam. Bu da böyle bir zamandı işte. Kaldık. Kaldığımızla kaldık. Taşıyamadı evet zaman bizi. Evet. Bazen zaman taşıyamaz bazı insanları. Bu da belki yüzyılda bir gerçekleşir. Boynundan öpülmüş hissiyatı verse de bir işe yaramaz. Yarasa da artık özne ettir. Sonrasında ise toprak. Evet. Zaman et toprakları taşıyamaz. Muhammed Dayı da işte böyle bir et topraktı. Kuşları(güvercin) ve içine süt karıştırıp içtiği kolonyasıyla kendini taşıyamadığı zamana meydan okuyordu. Ve tabii ki de Allah’a. En çok kullandığı cümleydi: orasını karıştırma. Çok şey anlattı. Çok şey ağladı. En çok da vergisini verip soda şişesini açtığı kapı menteşesini tutardı bir avucunda. Diğer avucunda ise kızlarının fotoğrafı asılıydı. Tek pişmanlığı suluculuğuydu. Kubar basıp satan karısı ve kayınpederi gibi kurucu olsaydım keşke ben de derdi. Ama yaş yetmiş iş bitmişti. Yapacağı tek şey artık içine süt karıştırdığı kolonyasıyla ağzını ıslatmaktı. 

Aptal bir geçişi imliyordu akşam her zaman ki gibi. İroniye gelecek lüksüm yoktu. Annem depresyondaydı vesaire. Sigara bile içemeyecek kadar majördü. Bu kaçıncı evreydi de ona sigarayı bıraktırdı tartışılır. Çünkü depresif sigarasız yapamaz. Konusu açılır mı ki heyette? Sormak lazım. Sordum da. Cevapsız kalmadım ama cevapsız yattım. Kendimi yazmaya verdim ama yazmıyorum da. Bu müthiş bir his. Yine de yazıyorum her zaman ki gibi ama bu ara azalttım. Gerçi sigara değil ki bu ama sigara gibi bir şey. Beni anlayanların elleri tavana değiyor ve bir parça kirleniyor tavan. Bir keresinde yaptığım sanat birinin midesini bulandırmıştı. Beni anlayanlardan bir tanesi kalktı dedi ki: en azından bir yeri tepkimeye uğramış. Bu iyi bir şey. Ama o bunun farkında değil. Bu kötü. 

Sonsuzluğa nokta koymaktı belki de yaptığım. Bazı şeyleri kendime bile anlatmıyorum. 

Yenisinde bir yetimi gözlerinden öpüyor ve sağlığıma kavuşuyorum. Doktor 10 mg yazıyorsa bir 10 da ben kendime koyuyorum. Daha geç uyanıyorum çünkü yapacak hiçbir şeyim yok. Çaresizlikten değil ama çare dediğimiz şey de nedir ki? 

Yine yutmuş dört tane Galara içeceği suyun hesabını yapıyor böbrekleri zarar görmesin diye. Tam altı litre. Baygın gözleriyle yana yana sokakta tarım ilacı arıyor. Bir kapak için çok yol tepmişliği vardır. Uyuşturucu içen insan yüzbin yıl öncesinin insanına çok benziyor. Çünkü günü geçirsin yetiyor. Ertesi gününe Allah büyük. Bu şimdinin hayvan içgüdüsü ve artı ürünü olan homo sapiens bu gruba dahil değil. Artık.

Loş ışığa soruyorum hoş oluyor. Işık ışıkken var olur her şey. Belki bunu bir yerlerde daha demişimdir. Önemli değil. Tekrarlar kendi tekrarından çok uzaktadır. 

Ağrıyı acıdan daha çok severim. Çünkü jilet mesele bile olamaz bir tarafımın yanında. Tabii ağrı yokken jilete başvurmak benim münasebetsizliğim. Evet. Boynu jiletli o telaş benim. Hadi. Hazır edin de yolumu, gideyim. Sağlıcakla kalsın diye bir şeyler kendimden de ödün verecek değilim. Evet. O deli benim. Adım ilhami. En çok da şairim. Tüketerek değil tükenerek yaşar ve yazarım. 

Ne işi var onun(annem) depresyonda. Çıksın. Ne işi var orada. Gelsin buraya. Bura dediğim yer de psikoz. Çünkü psikotik özne mücadelecidir. Ya da kal. Sus bir süre. Susarsan kendini dinlemiş de olursun hem. Aklını dinle. İçine sus. İçini dinle. Yine sus. Hep sus. Zaman. Bak burada da var zaman. Sus. Sonra illa ki konuşursun. 

Yön doğruluyor ve şansa yaşıyoruz artık. Benimki ise şansa yaratım. Bakalım bu ağza ne çıkacak.. 

Dolacak olan ne? diye bir soruyla boşluyorum o küfürleri. O yaratığa ben ağız eğmedim, eğdirdiler. Bir gün seri katil olursam diye hazırladığım listeler kabardığı yerde duruyor. Ben ise oturmuş şair olmaya çalışıyorum. Bana benim inandığımdan daha çok inanmış başka başka listelerle. Hangisi kaygıdan uzak tutuyor bilemiyorum ama. Bir methçi ile geliyor ilhamım. Evet. Ru bir zamanlar ilhami perisiydi. Şimdi geriden de gelse tutamayacak harfleri ama yine çaba alıyor kaldığı yerden. Zira ben kaldığı yerdeyim. Yeni yetme yetimleri başına toplamış Afrika örgüleri yavaş yavaş çözülüyorlar. Bu benim umurumda mı? Hayır. Değil. Tane tane anlattım zamanında. Ben zamanında tane tane sevdim. İlacım yoktu. Zira toplamış, sıcak suda eritmiş ve resim yapmıştı resmimin üzerine. Evet. Kulağı kesik oto-portreme. Ben ise sadece onu alıp diğer tüm resimlerimi atmıştım çöpe. Sadece onu alma sebebim ise doktoruma saygımdan. İdi. O ise katı memelerini alıp da gitti ya da ben gönderdim orasını tam hatırlamıyorum. Çünkü cinnet anında izin alacak kimsem yoktu. Doktorum uyuyordu. İlaçlarım erimişti. Bana göre asistan Ece’nin ise numarası yoktu. Genelime yağmıyordu yağmur ve. Dünkü çocuğu oturtmuşlardı bulutlara tanrılar. Hepsi de aynı hatayı yapmışlardı. Sonra teke düştük. 

Yine de kapanmıştı kendi içine zaman. Bak bak burada da karşıma çıkıyor. Aldırış etsem içine alacak gibi bakıyor. Evet. Zaman da bakabilir. Evet. Zaman da cinayet işleyebilir. Belki de en çok leşi olan şeydir zaman. Ne belkisi. En çok leşi olan şeydir zaman. Planlı mı bilinmez. Belki de alışkanlığından. Ya da dur! Akışkanlığından. Koş, yakala ve yok et. Evet. Zaman koşan bir leştir. Yetişmesi gereken bir sonsuzluk vardır. Ama o zaman gelecek ve gösterecek tüm cinayetlerini. Sadece kolluyor şimdilik. Kendini. 

Yapma baharlara tahammülüm yok. Yazmaya tahammülüm yok.  

Akılsız insan yoktur. İşte bu özgürlüğümüzü elimizden alır. Delilikle gelecek olan olur diye şimdiden söylüyorum: deliliğin akılla usla hiçbir alakası ilgisi yoktur. Yanlış anlaşılabilirim. Olsun. Hiç sorun değil. Bir ara anlaşılır. Yazdıkça yükseliyor kafam. 300 450’ye çıkıyor hissediyorum. Benim de sandığım özgürlüğüm bu. Klişe gelebilir ancak her şey kafada başlar, kafada biter. Bak mesela bu kısmı Avusturya Almancasıyla yazıyorum. Birazdan ise Amerika İngilizcesine geçeceğim. Var mı bir şey diyecek olan!? Şaka şaka Türkçe yazıyorum ve bir zamanlar Ru’nun taşa yazdığı lafım  gibi “Türkçe yaşıyorum mutluluğumu”. Karışmasın kimse. Ben en fazla kırışıklık severim. Benimle kırışır mısın? Tamam. Benimle karış ama bana karışma. Bu manipülasyonu da buraya sabitleyelim. Spekülasyondan iyidir. Yine de. Söyle babana Ru: horlamasın. Dikkatim dağılıyor. 

Beni görünce hortlak görmüş gibi olanlar var. Elim tetiğe değse kafalarına sıkacağım. Silah hazır. O muhteşem bela hazır. Ben nazır değilim. Sorun da burada işte. 

Kök salsın göz yaşlarım. Bunu dedim diye sasuğun biri beni hüzünlü biri sanmıştı. Ama ona yine de kıyamadım çünkü benim hüzünden nefret ettiğimden bihaberdi. Sebebi ise ben ve bakışlarımdı. O yüzden kıyamadım. Anlatttım. Anlattım. Anlattım. Üçünde de anlamadı. Sonra kendime siktir çektirdim. Ben gidemezdim çünkü kimsesizdi. Ben de kimsesizdim ama bilemedi. 

Ben bir kimsesiz tanımıştım. Çoğu geceler kimsesizler mezarlığında yatardı. Gideceği toprağa alışsın diye. Ona TOKİ’den ev çıkmıştı kuradan. Dört duvar arasında kalamazdı. Evini kiraya vermişti bir fakire para almadan. Ben gerçek bir kimsesiz tanımasaydım belki ona inanırdım. Ve bu inancım bizi bir yerlere getirirdi. Yol çok genişti. Ben yapamadım. Sonra ise suya bıraktım kendimi. Boğmadı. Boğar gibi oldu ama boğmadı. Şimdi ben bunları anlatabiliyorsam bu siktiğimin mezrasında manzaraymış gölmüş umurumda değil. Odama gitmek istiyorum baba. Kapım yok ama. Çünkü ben kendime bir şey yaparsam hemen müdahale edilebilsin diye. Evi tımarhaneye çevirmek budur işte. 

Psikotik değil de nevrotik olmayı o kadar çok isterdim ki. Bıktım zira mücadele etmekten. Nevrotikler gibi yataktan çıkmayıp kurtarıcımın gelmesini beklemek: ne hoş bir duygudur şimdi. 

Kandan da bıktım. Kanatmaktan da. Ya iyileşiyorum ya da sonum geliyor. Regresyon diye bir cevher var. O bile yasak bana. Neymiş efendim gidip de dönemezmişim. 

Faaliyetlerimi durdurdum. 

Durdum ve dokundum. Dokunmamla çarpması bir oldu. Ayak izlerini takip ettim. Bastığı yere bastım hayatın. Bu biraz ağır oldu hayır yaşamın. İddiam böyle yön vermek oldu dünyanın değişimine. Değiştirecek olanlar şimdi doğuyorlar. Emekleme aşamasındalar. Yürüyecek olsalar koşacaklar. Koş, yakala ve var et: Bunların da prensibi bu. Olmalı. 

Oku yerine ol deseydi Allah bu kadar tantanaya gerek kalmayacaktı. Çünkü olmak yeterliliktir. Fazlasında gözü yoktur. Okudukça azar beşer. Azar azar şaşar. 

Neyse ben yazıya devşiriliyorum. 

Ölüm bir kere yaşanır hayat çok kere. Sabrı durmaz insanın. Saatiyle gezer durur. Koluna falan takar. Aksesuarsa çıkar pilini. Ve çek aklındaki o pimi. Çekersen işte an diye bir şeyin olmadığını kavrayacaksın. Ve şunu diyebileceksin: iki an bir zaman demektir. Sıkıyorsa yakala anı. Fotoğrafın bile yakalayamadığını sen mi yakalayacaksın? Güldürme beni. Anı değil gülüşünü yakala. Hiçbir fotoğraf habersiz değildir. Birilerinin haberi var yukarda. Tek celsede tek deklanşörle alırım bu şehri. Evet. Fotoğraf tanrının insana en mükemmel hediyesidir. Evet. Tekrar tekrar edelim: an bu dünyaya ait bir şey değildir. 

Ben sabaha ayırmayı bilmem. Nefret ederim zulacılardan. Bitecekse bu gece bitecek. Kalanlar(kişilerden bahsediyorum) her şeye nazır. Çünkü adımla kalmışlardır(maddeden bahsediyorum). 

Kalem kurşun olmuş girecek yer arriiyür. 

Göstergebilimsel yazdığım doğrudur. Tam da burada doğruldum. Yan yatmadım. Üstelik doğruluk payım sıfırdan birazcık yüksek, bire çok uzak, ikiye hasret. İdi. Çünkü Ru’nun demecine göre. neyse buralara girmeyeyim. 

Edebiyatın en iyi yapıldığı yeri söyleyeyim de içiniz bihoş olsun: tımarhaneler 

Merhaba abla. Bilirsin ben temas sevmem. Ama sırf onları kırmamak için insanlara dokundum. Onların da bana dokunmasına izim verdim. Ama. Artık yeter. Biraz da kendimi düşünmem lazım. Şimdi o elini diz kapağımdan yavaşça çek abla. 

Hiçbir zaman bencil, ikiyüzlü, piç bir şizofren olamadım. Evrildiği yerden kopsun hikaye. 

Dediğim gibi tekrarları tekrarladım. Mesela dün uyuşturucu  kullanıp krizine düşen  arkadaşımı gayet dinç bir edayla iyi ettim. Dediğine göre deliliğim, hastalığım o anda yok olmuş. Gayet aklım başımdaymış. Ben de ona korkmasam çok daha iyi ederdim, dedim. Yetti bu, dedi. Bir bardak suya muhtaçtı. Bir bunu akıl edemedim. Çünkü yanından ayrılıp mutfağa geçmek istemedim. Gerçekten çok korktum. Amma bir bardak soğuk suyu çarpsaydım suratına keşke. Ölürse yapacaklarımı düşündüm. Aklıma her şey ama her şey geldi. Anasındaki eşini aramak geldi içimden. Onu da korkutmak istemedim. Ambulansı arasam adres veremezdim. Yardım isteyebileceğim kimse yoktu çünkü yardım edecek olan kişi bendim. Ölürse bırakıp gideyim dedim. Hükümetten ve yargılarından korktum. Hem bu bana yakışmazdı. Babam duyar diye korktum. Korktum da korktum. Aldım salona geçirdim. Önüne de vantilatörü koydum. Geldi kendine. A-M içmeyin. Zararlı. İçiyorsunuz da Pregabalin ile birlikte içmeyin. Göte gelirsiniz. Gelirseniz de sakın aynaya bakmayın. Çünkü ayna birden ters dönebilir ve sırrı çıkabilir karşınıza. O da kör eder gözlerinizi. İçmeden önce asla sakatat yemeyin. Yoksa hepsi geri çıkar böğürte böğürte. Benden demesi. 

Şu suratı bir assam gerisi gelecek ve yetecek alfabe. Taşıyamayacağım olanı biteni. Kılı kırk yarmak ile kılı kırka yarmak aynı şeyler değildir diyeceğim bir yorumda. Sesleneceğim. Evet evet. Sesleneceğim. Yazdı yaradan. 

Unutmaya çalış. Unuttuktan sonra gelirse zaten hatırlarsın. Evet. İnsan unuttuğu şeyi bile hatırlayabilecek yapıda bir hayvandır.  Zira hatırlatacak olan  düşünen hayvan karşına çıkar illa. Nereden mi biliyorum? Kendimden. Ben çoğu yerde kendimden bildiğimi konuşurum. 

Ah şu suratım. Kesip atılmıyor. Yanından yöresinden geçilmiyor. Gerek var mı? Ben şahsen bilmiyorum. Tamamına eriyorken gün zaman öldüren ben hobi olarak görüyorum yaşamayı. Süslüdür yaşam ve iyi şiir ciddidir. Sıçrasa da roman diyorum önce normaller sonra doktorlar için yazıyorum. Asla deliler için değil. Çünkü onlar olanları biliyorlar. Ve dolu şeyi doldurmaya çalışırsan taşar. Bunu da ben biliyorum. Çünkü beni doldurmaya çalışmışlardı bir zamanlar. Üstelik kaçırıp. Kaçığı kaçıramazsın. Ki kaçırırsan karışır zaman. Kimse zamanın karışmasını istemez öyle değil mi? 

Tezgahımda en doğal çiçekler duruyor. Onları ellemiyor, elletmiyorum. Bir sigara daha yakıyor, bir sigara daha yaktırıyorum. Nereden nereye değil mi? 

Hiddetlice malzemenin gelmesini bekliyorum. Her yarım saatte bir Namert’i arıyorum. Ölmeyelim diye biraz daha seyreltiyor malzemeyi. Öldürmese de titretiyor namussuz. Tam bir bela. Benimse Türkiye’nin Burroughs’u olmaya hiç niyetim yok. Kırmızı reçetemdeki ilk isim olsa da. İlaç niyetine tasavvufçu doktorum yazsa da. Çünkü ben içmeyi bayılmak sanıyorum. Yeri geldiğinde Olaxinn’i iki katına da çıkarabiliyorum. Birbirini kovalayan fikirler öne sürüyorum. Aloji’yi yazdığımdan beridir de ağzım hiç susmuyor. Şiiri ayıkken mensuru bayıkken yazıyorum. Hiç de sorun yaşamadım şimdiye kadar. Kurguya ise ne yazık ki inanmıyorum.  

Benim uzun donelerim var tamam mı? Bunu sırala desen yapamam. Çünkü uzunlar. Arada gelir, bunları kullanırım. Yeri gelir kelime, yeri gelir cümle, yeri gelir paragraf olurlar. Ve yeri gelir koyulur önüme dosya.

Şiiri nasıl yazıyorsun, demişti ruhu orantısız bir kız. Kelime kelime mi? Cümle cümle mi? Bana şiir şiir olarak geliyor, demiştim. Eklemiştim: ben tamamım diyeceğim günü bekliyorum. O gün gelmez umarım. Çünkü gerçekten son damlama kadar yazmak istiyorum. Ve yazıp ölmek istiyorum. Bu kısmı ağlatma. 

Ya işte ben de bu haldeyim. 

Satıcaya gidiyor. Gardaş, diyor. Bizim neyimize A-M içmek. Bize yakışmıyor babba, diyor. Satıcı da diyor ki: sana bunu alıştıranın anasını, avradını sikeyim. Satıcı diyor ha bunu: SATICI. 

Herkes birbirine üzülüyor bu dünyada. Ben ablama üzülüyorum, o,  T’ye. T çocuklarına, babam anneme üzülüyor. Kimse kendi haline bakmıyor. Benim neyime paket oldu diye  PVC’ciye üzülmek. Yatsın amk. 

Bu kısmı çabucak geçmek istiyorum. 

1 gram A-M’ye 2000 veriyoruz. Ben sanıyorum ki 1000 de o koymuş. 30 gram uç çıkartıyor. 10 gram sana, 10 gram Memed’e, 10 gram da bana, diyor. Memed kim lan, diyorum. 1000 lira da o verdi, diyor. Benim kazancım ne bu işte, diyorum. Senin kazancın yok, diyor. Senin nasıl 1000 koymadan 10 gramın olabiliyor, diyorum. Ben bedel ödedim, diyor. O bedeli biz(vurgulu) ödeyek de bizden(vurgulu) para çıkmasın, diyorum. Gülüyor. Evet. Torbacıya gitmek büyük bir bedeldir. O bedelin de bir karşılığı vardır her bedelin olduğu gibi:1000 liranı cebinde tutar. 

Bu jübilemiz olacak inşallah. İnşallah derken bi yutkunma geliveriyor boğazıma takılıyor. İşte o yutkunma kendine bile inançsızlıktan. Bize biz bile inanmıyoruz. Başkası ne yapsın. Barbarız. Bekliyoruz. Selam. 

Ateşbuz içip sobaya bıçak çeken gördüm. Rabbim bizim evlatlarımızı tiksindirsin. Selam. 

Şu sokaktaki otları toplasanız, içseniz olmuyor mu, diyor saf dille. Öyle olsa diyor bizimkisi, sabahtan çıkardık toplamaya abla. Hatta şimdi dışardaydık. Gülüyorum. Geçiyor. Bunlar konuşuyor, sen susuyorsun, diyor yine durmadan bizimkisi. Dünkü kafasından hallice. Hafif eğik bir dille. Bozuk değil eğik! Ben yazıyorum, diyorum. Ee ben n’apayım diyor. Sen ilham oluyorsun, diyorum. Yemişim ilhamını, diyor. Ben suratıma mimik oynattırıyorum. Kalınmaz bu havalarda. Kaldırmazlar. 

 sağlam. Bu senin ilk ve son başarın diyorum. Jübilemizdi ya hani. Güzel bir yorum iliştiriyor: başardık da bıraktık. Ekliyor: bu nasıl kanka. 

Letgo’ya koysak 5000’e gider.

Ney, telefon mu?

Malzeme 

Allah ikinizi de tiksindirsin. Tiksindirsin ki paralar cepte kalsın.

İnşallah abla. Ama bu son. Artık haftada bir cigara içecez.

Onu da içmeyiverin. 

Yok, olmaz. Zaten onun için bırakıyoruz abla. 

Olmadık yerden çıkan elektrik endeks yani ölü cereyan 

Hızlıca geldiğim yere kitleyen malzeme kendiyle duruyor. 


BB, Ağustos 2024