Barbarları Beklerken: Hem devletin resmî ideolojisini sahiplenip hem de Kaypakkaya anılabilir mi? Şiir, şair ve politik merhale açısından şairlerin ideolojik sefaleti hakkında ne düşünüyorsun? Soruyu biraz daha genişletelim. Hem Sinan Cemgil'i anıp hem de 23 Nisan güzellemesi yapılabilir mi? Ayrıca sol gelenek içinde kendini gösterip ama sağ tandanslı dergilerle, yayınevleri ve devlet ricalı almış yayınlarla ilişki kuran ve onların işbirlikçisi oportünist şairler hakkında fikrin nedir?
Onur Akyıl: Bunu cevaplamak için öncelikli gereken şey öfkemizi geriye çekmek, çünkü şair nasıl davranmalı, neye taraf olmalı meselesinde söyleyeceklerimiz nihayetinde bizim bakışımız; doğruluğu, gerçekliği hatta hakikate evrilen sürekliliği bizim açımızdan tartışma götürmese de başkaları için anlamsızlıkla rahatlıkla buluşabilir. Böyle olduğunda da ister istemez yargılarımız boşa düşer.
Gelelim Kaypakkaya’ya; Kaypakkaya bilindiği üzere dönem gençliği içinde ortaya koyduğu tahlillerle çelişkiden mümkün olduğunca uzak bir devrimci söyleme sahip, birkaç başka isimle birlikte. Bedelini de parçalanarak ödedi; bu ne onun için ne de onun çizgisi için bir sorun, bir mesele değil elbette, aksine kalıcı ve büyük bir onur. Haliyle de geçen onca zamana rağmen o onurla anılıyor. Öyleyse böyle bir kavrayışta yer almak ve eser vermek kuşkusuz herkesin harcı değil, hele ki içinde bulunan toplumsal ve ekonomik koşulların acımasızlığı bunca ortadayken.
Bir zaman ben de yalnızca, insanın düşündüğü ile yaptığının çelişmemesini esas alan bir yaklaşıma sahiptim, fakat insanlar paranın ilişkilerine insan olarak yenildiler, yalnız özne olarak değil. Para ve ona dair ilişkiler artık doğanın zorlarından biri. Kısacası şaşıracak, hatta başkasını merkeze alarak üstüne yorum yapılacak bir şey varsa o şey yalnızca bizim için geçerli, daralan bir alanda gerçeklerimizle, inançlarımızla varız; oraya da kimse gelmeye yanaşmıyor. Bununla birlikte insanlar kendi gençliklerinin, kendi tarihlerinin sorumluluğundan da kolay sıyrılamıyorlar. Zamanın keskinleri şimdinin en yumuşak, sakin, gürültüsüz ortamının arayışındalar; bu bile onlara kalsa bir başkaldırı. Çünkü işleyiş de bunu gerektiriyor, getiriyor, zorluyor. Daha fazlasını yapma, arzulama yetisi kayıp. Dolayısıyla bu tip tavrılar sergileyenleri bile artık “bu taraftan” saymak, görmek durumunda kalınıyor.
Şiire gelince; şimdi şunun farkında olmak lazım, şiir şairini aşağılar, şairinin kişiliksizliğini yüzüne vurur; şairine ders verir. Şiir bastırılmış, kontrol altına alınsın diye iki büklüm olunmuş ne varsa onu / onları açığa çıkarır, ortaya serer. Şairini ezer geçer. Şairi istediği kadar kaypak olsun… Burada bizim sahiplenmemiz gereken şiirin savurduğu öfkedir, şairini çok ciddiye almamak gerekir. Şairi ciddiye almak, marka bağımlılığına dönüşür. Öyle olunca da bir şair kâğıda adını yazsa, ah harika, denmeye başlar; anlıyordun bunun ne demek olduğunu. Ben şahsen yazılan ne tarafta duruyor ona bakarım, şairinin nerede durduğunu boş veririm.
O yüzden bu meselelerin çok üzerinde durmamak lazım; ha mesela bunu ben yaparsam, bana rahatlıkla “Seni de gördük artiz!” denmeli.
Fakat acı ki sanatın özü çelişkidir.
***
( başladı işkence akıyor kan / komünistler sır vermez dayan ha dayan )
ibo
uzunluğundan anladım yas bu. karanlıktan
tutulmuş. sular salmış, narlar dökmüş, dutlar ezmiş.
gezmiş de ölmüş, kim kaldıysa yaşayan.
bir de parçaları düşünmenin, yüzünü dermişler.
ne biz ne siz ne gönderde gençliği dövüşenin.
safız, safımız bundan belli. her güzel aşık,
bu inatçı çirkinliğimize.
ey yavaş yavaş kurulan hikaye,
vay gelişen acısı tarihin.
yalnızlığından anladım, bizden bu.
çuvala da konsa ağır insanlıktan.
Onur Akyıl
