Portre-Eren Burhan

   *


Kaldırımda anne diye ağladığın yaşta gelir mi aklına sümüklü böcek? Bu cümle fazlasıyla şiirsel olduğundan sonrasını yazmakta epey bir zorlandım. Şiirsel gidebilirdi pekâlâ ama bir öykü yazmak istediğim için birkaç gün bekledim. Günler, haftalar, aylar, yıllar, asırlar geçti sanki. Sen olsan yavşak ağzınla bir şeyler yazardın hemen. Metnin artık olmayacağına karar vermek üzereydim ki, başvurduğum ‘’kalbinde fazladan dört kapakçık bulunanlar ‘’ derneğinden bir geri dönüş maili geldi.

‘’Çok değerli sayın hasta, derneğimizde gönüllük esasına bağlı kalarak bulunan Sayın hasta bakıcı Greyfurt Dilimi Ş. ilham ve dayanıklılık potansiyelinizi arttırmak ve öykünüzde yaşadığınız tıkanıklığı açmak için sizinle Rafine zevkler meridyeninde buluşmak istiyor.’’

Greyfurt kalbe iyi gelir sanırım diye düşünüp ‘’olur’’ diye yanıtladım maili.

Sonra kalbe nelerin iyi geleceği hakkında bir merak düştü aklıma ve buluşma gününe dek bu konu hakkında araştırma yapmaya karar verdim. Buluşmanın tarihi ve saati belirtilmemişti ama çok da umursamadım. Bir greyfurt diliminden fazlasını bulabilirim diye düşündüm. Tekrar mail atarlarsa belki buluşabilirdim. Emin olamıyorum.

Sokağa çıkıp kaldırımda anne diye ağlayan çocuklara kalbe neyin iyi gelebileceğini sordum çoğunluğu sümüklü böcek diye cevap verdi.

Biraz daha ilerleyip şehir merkezine, rafine zevkler meridyenin hemen yanı başındaki mor sokakla kor sokağın çaprazındaki, meyve ve tıp üst kütüphanesine giriş yaptım.

Bu kütüphane iki katlıydı. Birinci kat aşk bölümünü, ikinci kat meşk bölümünü oluşturuyordu. Meyveler aşkın mı yoksa meşkin mi içinde diye aklım karıştı ve bodoslama aşk bölümüne giriş yaptım.

Bir süre raflardaki resimli kalın kitapları karıştırdım. Her biri uzun uzadıya bir şeyler anlatıyor gibiydi ama benim o kadar vaktim yoktu. net ve kısa bir kaynak bulup bir an önce kalbe nelerin ya da neyin iyi geldiğini bulmalıydım. Cildi eski püskü bir kitap dikkatimi çekti. Raftan çıkartıp hemen içini açtım.

Giriş sayfasında büyük harflerle AH yazıyordu 

bu ses, kaldırımda anne diye ağladığım yaşta anne kelimesinin arasına karıştırdığım hırıltılı bir sese benziyordu. 

Bir sayfa daha çevirdiğimde, kalbime neyin iyi geleceğine emin olduğum ufak bir çocuğun ellerinden çıkmış bir erkek portresine denk geldim.

Portre şöyleydi:


İçi, sarı yeşile boyanmış kompozisyonun dörtte üçünü kaplayan pörtlek uzaylı gözler ve o gözleri koruyan bir oyuncakçı dükkânında yapılmış aynamsı mercekler, kırmızı ve şekilsiz palamut bıyıklar ve daha yeni ağladığı için yamuk bir ağız. 


Kitabı hızlıca paltomun içine saklayıp, kütüphaneden çıkış yaptım.


*Bu öykünün giriş cümlesi Rana’ya aittir.