Çeviri: Tahsin Aladağ
Paris Komünü ve 20. yüzyıl işçi konseyleri örneklerinden yola çıkan Bernes —ki bunlar “20. yüzyılda komünist hareketin tek yeni icadı”dır— bu hareketlerin başarılarını ve başarısızlıklarını, hem soyut hem pratik bir komünizm tanımına dönüştürür. Yazı, devrimin niteliklerini sıralayarak başlasa da, komünizmin kendisinin ana hatlarını çizerek sona eriyor: ortak kullanım için ortak üretim, herkesin erişimine açık ve herkese hesap verebilir, şeffaf ve yönetilebilir mekanizmalarla planlanan üretim.
1-Devrimin ilk koşulu, baskıcı devletin —ordu ve polis, yargı ve cezaevleri— yıkılmasıdır. Diğer tüm koşullar bu ilk koşula bağlıdır: Devrim yoluyla servetin toplumsallaştırılması, ancak baskıcı aygıtın işlevinin durdurulduğu ölçüde gerçekleşebilir. Ayaklanmalardaki yağmacılardan ortak kullanım için ortak üretime kadar, komünizm, mülkiyet ve onun şiddetle dayatılan hakkı geriledikçe ilerler.
1.1-Devlet silahsızlandırıldıkça devrim silahlanır. Ancak iktidardaki azınlık, ezilen çoğunlukla aynı değildir. Ayaklanma ile devlet asimetriktir. Devrim, devlet şiddetini yoğunlaştırmak yerine dağıtarak başarıya ulaşır. Kaos partisi ile düzen partisi arasındaki cephe çatışması her zaman düzenin yeniden dayatılmasına yol açar. Devletin gerilemesi, düzen ve kaos güçleri arasındaki firar, isyan ve kardeşleşme yoluyla ilerler. Bize hatırlatır ki, hatların çizilmesine karşı mücadele, hatların gerisinde savaşarak yapılır.
2- Devletin çöküşü, devrime açılan bir kapıdan ibarettir. Devrimler, insanlığın büyük çoğunluğunun, yani proletaryanın devrimleri oldukları ölçüde, yalnızca siyasi değil, toplumsal niteliktedir. Büyük çoğunluk, toplum üzerinde yeni bir iktidar haline gelemez; zira o zaman kendi kendini sömürür ve egemenlik kurar ki bu, kavramsal bir çelişkidir. Sömürüyü, egemenliği ve tüm sınıfları ortadan kaldırmalıdır. Dolayısıyla ikinci koşul şudur: Devrim kitlesel olmalı, örgütleri büyük çoğunluğun, yani proletaryanın örgütleri olmalıdır. Bu koşul dışında evrensel olmalıdırlar. Elitleri ve onların kolluk güçlerini kabul etmezler, ancak bunun dışında başka hiçbir sosyal kategori veya kimlikle sınırlandırılmazlar.
2.1-Dolayısıyla devrim yapıları, en azından potansiyel olarak herkesi kapsamalıdır. Bu yapılar hem yoğunlaştırılmış olmalı, yani sıradan insanların günlük yaşamının temel yapılarına kök salmış olmalı, hem de geniş kapsamlı olmalı, yani insanları uzaktaki diğerlerine bağlamalıdır. İnsan türü tek bir yerde toplanamayacağına göre, bu tür yapılar uzaktan ortak eylemi de koordine etmelidir. Yetki devri yapmalıdırlar. Ancak kapsayıcılık birincil bir gereklilik olduğundan, bu temsilcilere açık talimatlar verilmeli ve kararları istenildiğinde geri alınabilir olmalıdır. Otorite hem verilir hem de saklı tutulur ve bu nedenle askıya alınmış durumda kalır. Bu, üçüncü koşuldur.
2.2-Delege ile onu görevlendiren kişi arasında hiçbir fark olmamalıdır; bu da delegelerin sınırlı bir süre için görev yapacağı ve çalışmalarının basitleştirilip herkes için şeffaf hale getirileceği anlamına gelir. Uzmanlık gerektiren durumlarda, bu uzmanlık danışmanlık niteliğinde olmalıdır. Bunlar, hem siyasi hem de ekonomik nitelikte olan, ancak aynı zamanda ikisi de olmayan, kapitalizmi yapılandıran icra ile tasavvur, el emeği ile zihinsel emek arasındaki iş bölümünü ortadan kaldıran, idari değil işlevsel organlar olmalıdır.
2.3-Bu yapılar, polis gücünün ortadan kaldırılmasını şart koşar. Proletaryanın, yani geniş çoğunluğun silahlandırılması, şiddetin ancak devrimin düşmanlarına karşı, yani dışa doğru yöneltilebileceği, devrimin bir koruma mekanizması olarak içe doğru yöneltilemeyeceği anlamına gelir. İçeriye yöneltildiğinde, bu tür bir şiddet birinci ve ikinci koşulları ihlal eder, devletin polis gücünü yeniden kurar ve çoğunluğu katılımdan dışlar.
3-Yukarıda özetlenen önermeler, Marx’ın 1871 Paris Komünü hakkında yazarken “komün biçimi” olarak adlandırdığı şeye karşılık geldiği ölçüde, bu üç koşulun birleşimine “komün” adını verebiliriz. Bu, Marx’ın da belirttiği gibi, “tamamen genişleyen bir biçimdir”; esnek ve ölçeklenebilir bir yapıya sahiptir. Komün fraktaldır, kendine benzerlik gösterir, her türlü toplumsal mesafede katlanarak büyür ve gerektiğinde delegelere delegeler atar. Bu genişlik, komünün bir geleceği yansıtması anlamına gelir; komün hem gerçeklik hem de fikirdir; gerçeklik, fikrin yoluyla daha fazla gerçekliğe çağrı yapar. Bu şekilde komün, bir yer veya zamanla sınırlı değildir, evrenseldir. Gelecekteki komünizmin bir parçası olarak, komün komünistleri dünyanın dört bir yanından kendi tarafına toplar. Sınırları hiçbir ulusla örtüşmez, çünkü siyah bayrağı ulus devletin ölümünü simgeler.
3.1- Ancak komün, belirsiz ve iki yönlü bir kavramdır; geniş kapsamlı bir biçim olarak içeriği netleştirilmemiştir. Eğer sadece bir doğrudan demokrasi yapısı olarak ele alınırsa, kapitalist toplumsal ilişkilerin yeniden üretilmesinin bir aracı haline gelebilir. Komünü kimler oluşturur? Ne yapar? Nasıl? Ve neden? Bunlar, tarihin 1905’te Rusya’da, ardından 1917’de ve 1918 ile 1919’da Orta Avrupa’da ortaya çıkan sovyetler ve işçi konseyleriyle yanıtladığı sorulardır.
3.2-Tarihsel işçi konseyleri, işçi hareketinin kurumlarının (partiler ve sendikalar) kontrolünü aşan ve bu nedenle parti dışı bir araca ihtiyaç duyan, sınıf çapında bir proleter eylem olan kitlesel grevin geçiş dönemi ürünleri oldukları için, içerik açısından bir kısıtlamaya –proleterlerle sınırlı olma kısıtlamasına– tabidirler. Alman Devrimi sırasında, katılımcılardan konseylere katılabilmeleri için bazen proleter kimliklerinin kanıtı olarak iş kartı göstermeleri istenirdi. Konseyler içten yenik düşüp kendi kendilerini feshetme kararı aldıktan sonra, birçok kişi bunun nedeninin işçi olmayanların da katılmasına ve delege olmasına izin verilmesi olduğunu ve bu durumun birçok konseyi sendikaların ve partilerin kontrolü altına soktuğunu düşündü. Konseylerin proleter karakterini güvence altına almanın gerekli olduğuna karar verdiler.
3.3-Ancak kitlesel grev kaçınılmaz olarak ayaklanmaya doğru ilerlediğinden, grevi yürütmekle görevli bu örgütler polisi devirmek, hükümet binalarını ve gazeteleri işgal etmek için planlar yaparlar. Kapitalizmin aygıtını susturur susturmaz, devrim ve büyük çoğunluğun yaşamını sürdürmesi için hayati öneme sahip hizmetleri de sessizce sürdürürler. Elektrik santralini çalışır durumda tutar ve devrimi ilan eden manşetlerle gazeteler basarlar. Proleter içerik kısıtlamasına, bir de komünist içerik kısıtlamasını eklemeliyiz. Konseyler, ortak kullanım için tedarik sağlayacak ortak bir plana herkesi ve her şeyi dahil edecek şekilde genişlemelidir. Kâr amaçlı üretimi ve bununla birlikte metayı, parayı ve deb nnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnn10000er yasasını, ortak kullanım için ortak üretim yoluyla ortadan kaldırmalıdırlar.
4-Dolayısıyla işçi konseyleri: 20. yüzyılda komünist hareketin tek yeni icadı. O zamandan beri ortaya çıkan her şey, komün biçimini geride bıraktığı için konsey biçiminin bir geliştirilmesi olarak görülebilir. Ancak burada da yine, gerçeklik olarak konsey ile fikir olarak konsey arasında bir ayrım yapmamız gerekiyor. Gerçekte, yukarıda da belirttiğim gibi, konseyler tamamen proleter araçlar değildi. Ancak daha da önemlisi, konseylerin işlevsel bir içerik kısıtlaması yoktu — devrimin genişletilmesi ve servetin toplumsallaştırılması için birer araç haline gelmek yerine, delegeler bir ulusal meclis için seçmenlere indirgenerek Alman devletini parlamenter bir demokrasi olarak yeniden kurdular. Devrimci olabilmek için konseylerin hem proleter hem de komünist olması gerekiyordu. Devrimin yeniden üretilmesine ve büyük çoğunluğun devrime dahil edilmesine yönelik olmaları, böylece tüm sınıfları ve bununla birlikte ezilen sınıf olarak proletaryayı ortadan kaldırmaları gerekiyordu. Bu, ancak bu tür örgütlerin genel meta üretiminin yıkılmasına ve bunun ortak kullanım için ortak üretimle değiştirilmesine adanmış olmaları durumunda gerçekleşebilir.
4.1-Bu kısıtlamalarla, konseyler “proletarya diktatörlüğü” kavramının ne anlama geldiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bazı kişiler, sermaye ve devlet tarafından kendilerine verilen yetkilerden vazgeçmedikleri sürece, ilke olarak dışlanmaktadır. Bu organlar demokratik ya da kurucu nitelikte de değildir. Tanım gereği komünisttirler ve komünist bir mutabakatı varsayarlar.
5-Bu ilkeden, partinin sınırlı bir tanımı çıkarılabilir: parti, kendi başına resmi bir örgüt değil, kendi kendini örgütleyen konseyler içindeki, ayaklanmaya ve ortak kullanım için ortak üretime yönelmiş o gruptur. Bunlar oylamaya sunulamayacak hususlardır. Parti, ayaklanma anlarında aynı zamanda bir kızıl ordudur; birliği dayatılmış değil, kendiliğinden ortaya çıkan bir ordudur. Kızıl ordu kendi kendini kurar, gönüllülük esasına dayanır. Subayları dayatılmak yerine seçilir ve özel ayrıcalıkları yoktur. Merkezi karar alma yapıları sadece silahlı çatışma süresince geçerlidir. Bu aslında konseyler aracılığıyla geniş anlamda komünist örgütlenmenin bir modelidir; belirli bir süreç içinde geçici olarak bir karar verici atamak ya da belirli eylemler için otomatik prosedürler oluşturmak sorun değildir. Her şeyin müzakere edilmesi gerekmez.
5.1-Ordu, mülkiyet düzenini ve onu koruyan silahlı güçleri ortadan kaldırarak her şeyi dümdüz eder ve kamulaştırır. Sınıfları ortadan kaldırır, ancak şeffaf ve esnek mekanizmalar aracılığıyla birbirleriyle ilişkili, özgürce bir araya gelmiş üreticilere yol açmaktan başka bir yolla kendini ortadan kaldıramaz.
6-Konsey komünistleri, bu ilk aşamayı “çalışma zorunluluğunun acımasızca uygulanması”ndan oluşan bir aşama olarak tasavvur ettiler; bu ise baskıcı devletin yeniden kurulması dışında gerçekleştirilemeyecek bir şeydi. Emek hem bir yükümlülük hem de bir hak olduğunda, işçilerin açlıktan ölmek yerine ancak başka bir yere gönderilebildiği bir ortamda, işçilerin yoğunlaşarak ya da özen göstererek çalışmaya zorlanması mümkün değildir. Etkili bir şekilde çalışmak istemeyenler çalışamazlar ve herhangi bir faaliyet onlar olmadan daha iyi sonuç verir.
6.1-Ancak konseyler, ihtiyaçları bireyselleştirmek yerine toplumsallaştırabilir. Herkesin beslenmesi, barınması ve ihtiyaçlarının karşılanması için bazı şeylerin gerçekleşmesi gerekir—buna ister iş, ister emek ister yeniden üretim faaliyeti diyelim. Ancak bu ihtiyaçların karşılanmasını sağlamak için gıda ve barınmaya erişimi kısıtlamamız gerekmez. Toplam üretimin temel mal ve hizmetlerin üretimine ayrılan kısmı, günümüzde genel ekonomik üretimin çok küçük bir bölümünü oluşturmaktadır. Kapitalist üretim biçimiyle ilgili verimsiz faaliyetler —polisler, savunma müteahhitleri, bankacılar, bürokratlar, komisyoncular, reklamcılar ve sigortacılar— ile elitlerin tüketimine yönelik lüks üretim ortadan kaldırılırsa, kapitalizmin şu anda harcadığı çabadan daha azıyla bu temel mal ve hizmetlerin daha fazlası üretilebilir. Artık ihtiyaçları bireyselleştirmeye gerek yoktur. Bunun yerine, ihtiyaçlar derhal toplumsallaştırılabilir.
7-İhtiyaçların ve toplumsal servetin anında toplumsallaştırılması, herkes için şeffaf ve izlenebilir hesap verebilirlik biçimlerini gerektirir. İnsanlar, nesneleri hesaplayarak birbirlerine karşı hesap verir. Toplumsal yeniden üretim, kısmen açık ve şeffaf bir şekilde planlanan ve hesaplanan süreçler aracılığıyla gerçekleşir; bu süreçlere karşılık gelen sayısal veriler, özel bir teknik bilgi gerektirmeyen açık ve kapsayıcı karar alma süreçleri aracılığıyla herkes için görünür ve izlenebilir hale getirilir.
7.1-Ancak bu, her şeyin kasıtlı olarak planlanabileceği ya da planlanması gerektiği anlamına gelmez. Planlama, tanımı gereği, bazı şeyleri plansız bırakmak anlamına da gelir; her türlü planlama, anarşi, öngörülemezlik, senaryosuzluk, kendiliğindenlik ve özgürlük için yapılan bir planlamadır.
8-Komünist insan topluluğunun temel ilkesi, hem bireysel hem de toplumsal serbest gelişmedir. Serbest gelişmeyi engelleyenler dışında her şeye izin verilir. Bu, şu anda hayal bile edilemeyen öznelliklerin ve yaşam biçimlerinin geliştirilmesi yoluyla yüzlerce farklı şekilde çözülebilecek bir bulmacadır.
9-Zorunluluk toplumsal bir nitelik kazanır ve bu sayede özgürleşir. İnsanlık nihayet doğayla olan etkileşimini nasıl örgütleyeceğine özgürce karar verir; doğal zorunluluğa yanıt olarak kendini şeffaf bir şekilde örgütler. Zorunluluk özgürleştikçe, özgürlük de zorunlu hale gelir. Bu nedenle, komünizmden bir yandan zorunluluk alanını, diğer yandan özgürlük alanını içeren bir sistem olarak bahsedemeyiz; zira ilki toplumsal yükümlülük, zorlama veya gerekliliğe karşılık gelirken, ikincisi tüm sorumluluğun yokluğuna karşılık gelir. Aksine, bir yandan planlama, kasıtlı ve kolektif hesaplaşma alanı, diğer yandan anarşi, özgür ve senaryosuz faaliyet alanı vardır. Tüm faaliyetler organize edilir, ancak tüm faaliyetler önceden organize edilmez (planlanmaz). Her iki alan da farklı derecelerde özgürlük ve zorunluluğu içerebilir. Bazı bireyler için, bilinçli kolektif çalışmayı içeren teknik süreçleri mükemmelleştirmek, özgürlüklerinin en saf ifadesi olabilir; bu, emeğin hayatın temel ihtiyacı haline geldiği bir durumdur. Diğerleri için ise etik, manevi ve estetik gelişim varlık nedenlerini tanımlar, ancak bu bile muhtemelen disiplin, titizlik ve yükümlülük içerir. Birey ile kolektif arasındaki karşıtlık ortadan kalktıkça, özgürlük ile zorunluluk arasındaki karşıtlık da ortadan kalkar.
10-Komünizm, bu nedenle sadece kapitalizmin değil, sınıflı toplumun kendisinin de sonudur; bununla birlikte insanlık ile doğa arasındaki metabolik kopuşun sonu, medeniyet olarak bilinen Neolitik karşı-devrimin sonu demektir — bu, tarih öncesi dönemdeki insanlık ile doğa arasındaki dinamik dengeye bir dönüş değil, endüstriyel kapitalizmin uzun gölgesiyle mücadele etmek zorunda olan, aynı şekilde sınırsız ve sonsuz yeni bir dinamik dengenin kurulmasıdır. Özgür gelişim ilkesi, insanlığın ötesine geçerek tüm doğaya uzanır. Komünizm, insanlığın özgür gelişimi ile doğanın özgür gelişimi arasındaki dinamik bir dengedir. Bu, bir çim alan ile eski bir ormanın değerini birbirinden ayırt etmemizi sağlar. Elbette, doğanın özgür gelişimini neyin oluşturacağı, insanlar tarafından özgürce kararlaştırılmalıdır. Doğa içinde ve doğa olarak bize rehberlik edebilecek tek bir bakış açısı yoktur — kurtlar yunuslardan farklı bir şey isteyecektir. Bunun yerine, komünizm dünyayı yeniden büyülü hale getirecek, her şeyi potansiyel olarak bir kişi, gelişime açık bir varlık olarak ele alacaktır. Sonunda, yapılı çevreyi, atalarımız ile doğa arasındaki, özgür gelişmemizi amaçlayan bir işbirliği olarak tanıyacağız. Artık ölü emek bizi sermaye olarak egemen altına almayacak; aksine, öncüllerimiz tarafından bizim için inşa edilen dünya, bizi tarih öncesi şiddetten çıkıp gerçek insanlık tarihine doğru yönlendirecek; bu artık özgürlüğe karşı zorunluluğun değil, zorunluluk olarak özgürlüğün hikâyesi olacak. Komünizm bir milyon yıl sürebilir.
