Eleştiri Türleri–Şiir Eleştirisi Mümkün mü?/Dilek Değerli


        Eleştiri, ‘yargılama ve ayırt etme’ anlamlarını dile getiren Yunanca ‘kritike’ deyiminden türemiştir. Bir yapıtı eleştirmek, sözlükte bir edebiyat veya sanat yapıtını her yönüyle değerlendirerek anlaşılmasını sağlamak amacıyla yazılan yazı türü olarak açıklanır. Bu tanımdaki “anlaşılmasını sağlamak” kısmına katılmıyorum. Bir edebiyat yapıtını herkesin aynı şekilde mi anlaması gerekir? Bir yapıt onu okuyanların farklı algılamalarıyla çoğalır. Hele ki o yapıt bir şiir kitabıysa. O yapıtı okuyup eleştiri yazısı yazan eleştirmen de kendi bakış açısıyla, birikimiyle anlamlandırır. Tahsin Yücel’e göre; “Eleştirinin yargılaması her şeyden önce bir anlamlandırma, bir açıklama, bir değerlendirme çabasıdır. Bu nedenle, çabanın genellikle hem bir okuma hem de bir yazma edimini içerdiği göz önüne alınınca, eleştiri, çok daha yalın ve yansız biçimde, ‘bir okuma deneyiminin aktarılması’ biçiminde de tanımlanabilir.” (1) 

Roland Barthes, eleştirinin sonuçlar tablosu ya da yargılar bütünü olmadığını düşünür, eleştiren kişinin tarihsel ve öznel varoluşuna derinden bağlı bir dizi entelektüel edim olarak görür. Eleştiriyi konusu ya da ‘nesne’si açısından ele alarak, ‘yazı üstüne yazı’ ya da ‘söylem üzerine söylem’ olarak ele alır. “Dünya vardır ve yazar konuşur, yazın budur. Eleştirinin nesnesi çok farklıdır; ‘dünya’ değildir, bir söylemdir, bir başkasının söylemi: Eleştiri söylem üstüne söylemdir; bir birinci dil(ya da nesne-dil) üstünde gerçekleşen ikinci bir dil, ya da (mantıkçıların deyişiyle) üst-dildir” (2).

Eleştiri günlük dildeki kullanımların çoğunda yergi anlamına gelir. Bu yüzden eleştirenler pek sevilmez. Polonyalı yazar Witold Gombrowicz de bir söyleşisinde, “Her yazar, günün birinde, eleştirinin kendisine yalnızca yararlı olamayacağını değil, okura giden yolda fazladan bir engel olduğunu da anlar ( ... ). Sanırım eleştirmenin bir düşman, üzerine çiçekler yağdırdığı zaman bile bir düşman olduğunu eninde sonunda anlamamış yazar yoktur,” (3) demekte bir sakınca görmez. Eleştiride yalnızca yapıtı yermek değil övmek de vardır. Son yıllarda ülkemizde şairler şair arkadaşlarının kitaplarını övmek üzere yazılar yazmaktadırlar. Ya da kitabın yayınlandığı yayınevi büyük bir yayıneviyse satışın artması için daha kitap yayınlanmadan sipariş övgü yazısını bir yazara ısmarlamaktadır. Son yıllarda edebiyat eleştiri yazıları genelde kitap tanıtım yazılarına dönüşmüştür. 

Eleştirinin en basit çıkış noktası okunulan yapıtı beğenip beğenmemektir. Bunun arka yüzünde okuyanın okuduğu birçok kitaptan damıttığı bir bakış açısı bulunmaktadır. Bir söyleşisinde Mehmet H. Doğan “Örneğin, ilk kez karşılaştığım bir şiir ya da şair karşısında, bir değerlendirme yapmada, bir yargıya varmada beni yönlendirecek şey, daha önce okuduğum binlerce, on binlerce şiirdir, şiir kitabıdır, onlardan süze süze edindiğim beğenidir. Bu beğeninin neliği kesin sözcüklerle tanımlanamaz, ancak genel, ortak yargılarla bir de zamanla doğrulanabilir. Okuduğum şiirin hem bu beğeni düzeyine ulaşmış olmasını hem de onu aşmasını, bana yeni bir tat vermesini, yeni bir dil, yeni bir ses getirmesini beklerim.” (4)  diyor. Mehmet H. Doğan eleştiri yazılarını edebiyatta bir tür olan deneme olarak kabul eder. Bir aralar ben de beğendiğim kitaplar hakkında kısa yazılar yazmıştım. Neden beğenmediklerim hakkında yazmamıştım? Amacım, okuyucusu gittikçe azalan şiir kitaplarını tanıtmak, okunmasına aracılık etmekti. Beğendiğim kitapları yazarken olumsuz gördüğüm yanları da belirtmiştim elbette. Eleştirmenin sorumluluğu üzerine Asım Bezirci’nin düşüncelerine katılmamak olanaksız: “Çoğu kez unutuluyor şu gerçek: Eleştirmek büyük bir sorumluluk altına girmektir. Yalnızca sanatçıya karşı değil, okuyucuya (dolayısıyla topluma), esere hatta kendine karşı sorumludur eleştirmen. Bu dört yanlı sorumluluğun kötü kullanılması ağır sonuçlar doğurur. Yanlış bir eleştiri sadece okuyucuyu yanıltmakla kalmaz, esere ve öncü sanatçıya da zarar verir aynı zamanda. Birçok haksızlıklara yol açar.” (5)

          Şiir eleştirebilir mi? Goethe, bir yapıtı eleştirmenin mümkün olmadığını, gerekli de olmadığını söyler. Eleştirmenin bir yapıtı iyi ya da kötü olduğunu değerlendirmesini önemser. Novalis de hemen hemen aynı şeyi vurgular, gerçek okurun eleştirmen olduğunu düşünür. “Novalis, “Şiir eleştirisi, bir saçmalıktır. Karar vermesi bile zordur ama verilebilecek tek karar, bir şeyin şiir olup olmadığıdır.” (6) der. Ben de özellikle bir şiir kitabını eleştirmenin pek de mümkün olmadığını düşünüyorum. Şiir eleştirisi şiir okuyucusu olan eleştirmenin şiir zevkine, anlayışına, bakış açısına bağlıdır. Şiir o kadar öznel bir edebiyat türüdür ki eleştirmek de o denli zordur. Diğer edebiyat dallarına göre şiir daha soyut görünür. Şiir eleştirmeninin şairden daha donanımlı olması gerekir. Şiirdeki imgeleri, metaforları zihninde canlandıramayan kendince şiirle ilgili kuralları olan bazı eleştiri yazıları yazanların yazdıklarını okuyunca gülüyorum ne yazık ki. Örneğin şiirde renk, sıfat ve çok imge kullanılmasına kızan bazı şair eleştirmenler bulunmaktadır. Şiire sınırlar, kurallar konulamaz, şiir özgürdür. İçindeki şiirlerden alıntılarla kitabı tanıtarak, yerin dibine batırmadan, göklere de çıkarmadan değerlendirildiğinde okuyucu da kendi beğeni düzeyine göre kitabı okuyup okumayacağına daha kolay karar verebilir. Değerlendirilen kitabın şairi gençse yol gösteren uyarılar da yapılmalı elbette. Bir arkadaş ilk ya da ikinci kitabımdan dört-beş şiirimi eleştirmen Mustafa Öneş’e okutmuş ve onun eleştirilerini bana aktarmıştı: “iyi bir altyapısı var şiirlerin, imgeleri güçlü. Kendine güvensin, ben demekten korkmasın, geniş zamandan başka zamanlara da geçsin.” Bu üç-dört cümle bile daha sonra yazdıklarımda beni yönlendirdi.

         Şiir okurunun gitgide azaldığı bu dönemde şiir eleştirmenlerinin de azalması doğaldır. Walter Benjamin eleştirinin kendisini bir sanat yapıtı, bir ürün olarak görür. Sanat yapıtlarıyla ilgili birçok eleştiri yazısı yazan Baudelaire, bilimsel olmayan öznel eleştiriyi savunur. Eliot da Baudelaire gibi eleştirinin hiçbir zaman bir bilim dalı olmadığını düşünür. Ama Baudelaire’den farklı olarak öznel olmasına karşı çıkar. Ona göre duygusal tepkilerle yapılan eleştiri kötü eleştiridir. Yaratıcı sanatçı kişiliğine sahip eleştirmenin izlenimlerini sistemli bir yapıyla açığa çıkarmasını ister. Eleştirmenin bakış açısı, şiir zevki, okuduğu kitabı eleştirirken etkili olacaktır. Toplumcu gerçekçi şiirleri seven bir eleştirmenin imgesel, postmodern, görsel şiirleri yerin dibine batırması doğaldır. Tomris Uyar da yetkin bir yazarın eleştirmenden beklediği övgü ya da onay yerine, tartışma olduğunu yazar. “Bazen dürüst bir eleştiri, bir sürü sıradan övgüden çok daha önemli bir kendini-gözden-geçirme yolu açabilir yazara. Her yergiye küsen, her övgüyü benimseyen yazar, karşısındaki okur ya da eleştirmenin de kendine özgü bir dünya ve sanat görüşü olabileceği gerçeğini yadsıyor demektir.” (7).

Eleştirmen Hüseyin Cöntürk de bir eleştirmenin edebiyat zevkinin olması gerekliliğini vurgular. Bunun da ancak bilgiyle, yaşantıyla ve sezgiyle kazanılabileceğini düşünür. Hüseyin Cöntürk Nurullah Ataç’ın temsil ettiği ‘öznel eleştiri’ ve Suut Kemal Yetkin’in benimsediği ‘sanatsal eleştiri’ye karşı çıkmıştır. Asım Bezirci gibi bilimsel- nesnel eleştirinin temsilcisi sayılmaktadır. Nesnel eleştiride öznel yanların bulunduğunu da inkâr etmez. Eleştirinin analizlere dayandırılması gerektiğini savunur. Hüseyin Cöntürk yeni eleştiri kuramının bizdeki ilk temsilcisi ve uygulayıcısıdır. Yeni eleştiri özünde metni esas alır, yazarın hayatı ve koşullarıyla ilgilenmez. Hüseyin Cöntürk’e göre “Eleştirme analize dayanırsa daha başarılı olur. Analiz genellikle betimleyici ve tanıtlayıcıdır. Oysa eleştirmeci değer yargısında bulunmak, hiç değilse buna zemin hazırlamak zorundadır. İşte analizle değerlendirme arasında köprüler kurabilen bir eleştirmeciye "iyi" denebilir.” (8).

Şiir eleştirmeni Mustafa Öneş’e göre eleştirinin görevleri, sanatçıya yol göstericilik, yapıtı anlaşılır kılmak ve okurlar arasındaki beğeni karmaşasını düzenlemektir. Eleştiri yazılarında öznel ve sezgisel tavır hakimdir. 

1960 sonrasında Memet Fuat ve Fethi Naci, öznel tutumla toplumcu anlayışı birleştirirler. Memet Fuat, sanatçıya yol göstermeyi ve yapıtı anlaşılır kılmayı eleştirmenin başlıca amacı olarak görür, yazdıklarını da “eleştirel deneme” olarak tanımlar. 

Her eleştiri yazısının neye dönük olduğu ve yapıtı ele alış biçimleri farklıdır. Yaklaşımlar on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda oluşur, yirminci yüzyılın sonlarına doğru Berna Moran edebi eleştiriyi sanatçıya dönük eleştiri, yapıta dönük eleştiri, okura dönük eleştiri, dış dünyaya ve topluma dönük eleştiri olarak ayırır. Yapıta dönük eleştiri, yapıtı oluşturan sanatçı, sanatçının yaşamı, içinde bulunduğu sosyal kesim, döneminin siyasi-sosyal koşullarından bağımsız olarak görülmektedir. Yapısalcılığın öncüleri olan Rus biçimcileri, Yeni Eleştiriciler, Yapısalcılar bu kapsamda değerlendirilir. (9)  

       Okura dönük izlenimci eleştiri on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkar. Kuralcılığa, nesneciliğe ve bilimselliğe karşı çıkar. İzlenimci eleştirinin en ünlü eleştirmenlerinden Anatole France’a göre bir yapıt okuyana ne kadar haz veriyorsa o kadar başarılıdır. “İyi bir eleştirici, şaheserler arasında kendi ruhunun serüvenlerini anlatır. Nesnel sanat olmadığı gibi nesnel eleştiri de yoktur. Eserine kendinden başka bir şey koymakla övünenler çok aldatıcı bir kuruntunun kurbanıdırlar. Gerçek şudur ki insan hiçbir zaman kendinin dışına çıkamaz. En büyük belalarımızdan biridir bu.” (10). İzlenimci eleştirmen yapıtın nitelikleri ve yapısıyla ilgilenmez. Yapıttan zevk alıp almadığı ve yapıtın kendisinde uyandırdığı duygular, izlenimler önemlidir. Bu yazılar daha çok bir deneme tadındadır. Nurullah Ataç’ın yazdığı izlenimci eleştirel denemeler gibi.

Turgut Uyar da bir şiirden yola çıkarak şairin diğer şiirleri ve yaşantısı ile bağlantı kuran eleştiri yazıları yazmıştır. Edebiyat eserine kuramsal yaklaşımlar hakkındaki düşünceleri nedeniyle Tahsin Yücel’i eleştiren Enis Batur, onun farklı bakış açılarına açık olmadığına işaret eder. Tahsin Yücel eleştiriyi dış eleştiri ve iç eleştiri diye iki yaklaşımla ele alır: “Bunlardan birincisi, yazın yapıtını içinde yer aldığı yazınsal ve toplumsal bağlamın bir parçası sayarak onu kendi dışında kalan verilere: döneminin yazınına, diline ve töre kurallarına, çağdaşı ya da öncülü olan başka yapıtlarla yakınlık ve uzaklığına, tarihsel koşullara, yazarının yaşamına, soyuna sopuna vb. göre değerlendiren yaklaşımdır; öbürüyse,

onu kendi kendine yeterli birer bütün sayarak her birini kendi içinde, kendi öğeleri arasındaki biçimsel ve içeriksel bağıntılara göre değerlendiren yaklaşım.” (11). 

Enis Batur’a göre eleştirmenin en geçerli gördüğü yöntem, kendisinin geçerliliğine karar verdiği yöntemdir. Enis Batur, edebiyat eserlerinden, bir sanat ve bilim olarak edebiyattan tek ve kesin anlamlara ulaşmayı beklemenin, tüm bunların ontolojik nitelikleri açısından faydasız olduğu düşüncesindedir ve ona göre farklı yöntemler bir diğerini yalanlamaz, onun geçerliliğini yadsımaz. Enis Batur bu noktada yazılı metinlerin “farklı okunabilme olanakları”nı hatırlatarak, bir metni anlamlandırma eyleminde okurun işlevine vurgu yapar.(12) 

Neden yıllar öncesinin eleştirmenlerinden söz ettim? Günümüzde gerçek anlamda şiir eleştirisi yapıldığını düşünmediğimdendir. Bazı değerli şairlerimizin şiir kitapları hakkında yazdıkları yazıları göz ardı ettiğim sanılmasın. Ama bunlar genelde kitap tanıtım yazıları. Daha önce de söz ettiğim gibi yazılanların birçoğu arkadaş, dost şairlerin şiirlerini övgü yazıları. Bazı düşman şairler için yergi yazıları da yazılmıyor değil. Şairi geliştirecek, okuru yönlendirecek nitelikli, yapıcı eleştirilere gereksinim duyuyoruz. 



Kaynaklar

(1) Tahsin Yücel, Eleştiri Kuramları, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 3.baskı, Ocak 2012, s.2.

(2) Roland Barthes, Eleştirel Denemeler, Çev: Esra Özdoğan, YKY. İstanbul, 2. Baskı, 2018, s. 257. 

(3) Tahsin Yücel, a.g.y. s.3. 

(4) Şiir Eleştirisi Üzerine Mehmet H. Doğan İle Yapılmış Bir Söyleşi, Gösteri Sanat Dergisi, Kasım 2004     

(5) Asım Bezirci, Çok Kapılı Oda, Ataç Kitabevi, İstanbul, 1961, s. 40.

(6) Walter Benjamin, Sanatta ve Edebiyatta Eleştiri, Çev: Mustafa Tüzel, İletişim Yayınları, İstanbul, s.53.

(7) Tomris Uyar, Gündökümü1, YKY, İstanbul, 2013, 3.baskı, s.386.

(8) Çağının Eleştirisi, Hüseyin Cöntürk, Hazırlayan: Ege Berensel, YKY, İstanbul, 1. Baskı, Ocak 2006, s.152.

(9) (Berna Moran, Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, İletişim Yay. İstanbul, 9. Baskı, 1994, s.207-219. 

(10) Berna Moran a.g.y, s.264.

(11) Tahsin Yücel, a.g.y. s.10.

(12) Enis Batur, Estetik Ütopya, Bilim Fikir Sanat Yayınları, İstanbul, Temmuz 1987, s.85.